Lütfen Tarayıcı Sürümünüzü Yükseltiniz.
 
BÖLÜM SPONSORU Egepen Egepen

'Kültür' de 'Çevre' de Ayrılmalı

Öncelikle kültürün, sadece turizm; kültürel değerlerimizin de sadece "turist"ler için değil, temelde ülkemiz ve "bizler" için, ulusumuz ve halkımız için, "kimliğimiz ve saygınlığımız" için önemli ve değerli olduğunu görecek, bunu savunacak ve yaşama geçirecek bir "siyasal bilinç" gerekiyor.

Cumhuriyet Gazetesi



uruluş aşamasındaki 60. hükümette "kültür" ile "turizm" bakanlıklarının yeniden "ayrılma"sı isteniyor. "Orman"a katılan "çevre"yi de anımsatarak desteklediğimiz bu görüşü, Doğan Hızlan köşesine şöyle taşıdı: "İki bakanlığın birbirinin gücünü eksilttiği, kültürün bu birleşmede ikinci dereceye düştüğü kanısındayım..." (Hürriyet-07 Ağustos 2007)

Benzer "kaygı"ları taşıyan eski Kültür Bakanlarından Fikri Sağlar ve Ercan Karakaş da özetle şunu söylüyorlar: "Birleşmeden önce kültürel hamleler daha fazlaydı; son dört yılda ise kültür, turizmin adeta üvey kardeşi oldu..."

İKSV Başkanı Şakir Eczacıbaşı ise Kültür Bakanlığı'nın aynı zamanda "önde gelen bakanlıklardan biri" olmasını savunarak "Binlerce yıllık uygarlık kalıntıları üzerinde kurulmuş Türkiye'nin en büyük zenginliği kültürdür; elbette turizmden ayrılmalıdır" diyor... (Milliyet-08 Ağustos 2007)

Şakir Bey'in ilk vurgulaması da önemli değil mi? Her yönüyle bir kültür ve doğa ülkesinin, bakanlıklar protokolünde kültür ile çevre en son sıradalarsa; Kültür Bakanlığı'nın bütçedeki payı hâlâ "binde 2"lerle en gerilerdeyse; Türkiye'nin evrensel zenginliklerine, hatta şu çok söylenmeye başlanan "kimlik değerleri"ne gereken önemi ve ilgiyi gösterdiğinden nasıl söz edilebilir?

Nitekim 59. hükümette kültür turizmle, çevre de ormanla birleştirildikten sonra her ikisi de devlet protokolündeki sonunculuktan kurtuldular; ama ne kültür, ne de çevre eski "önem"lerini koruyabildiler.

Neden birleşmişlerdi?
Gazetelerde görüşleri okuyunca, 2002'deki bakanlıkların "birleşme tartışmaları"nı anımsadım. Hem kültür, hem de çevre bakanlıklarının iki ayrı bakanlığa bağlanması, AKP'nin hükümet programındaki "gereksiz bakanlıkları kaldırmak" ve "bakan sayısını azaltmak" sözüyle gerçekleşmişti.

İlk bakışta "bakanlıklar saltanatına son verme" şeklinde yorumlanarak "oy desteği"ni de sağlayan bu sözün "yegâne" kurbanları kültür ve çevre olmasın mı!

AKP kurmaylarının ve özellikle eski Turizm Bakanı Erkan Mumcu'nun aynı partinin bakanı olarak savundukları başlıca birleşme gerekçesi şuydu: "Kültür değerleri turizmin kaynaklarından, çevre de Orman Bakanlığı'nın gücünden yararlanılarak daha etkin korunacak..."

Bu "ekonomik müjde"lere karşı yanıtımız ise özetle şöyleydi: Kültürün sadece turizm kaynaklarına bağımlı kalmasıyla "parayı veren düdüğü çalacak" ; çevre konusunda da aslında enerjiden imara tüm yatırımcı bakanlıklar üzerinde "etkili" olacak güçlü bir yapılanma gerekiyor.

Nitekim geçen 4 yıl 8 aylık AKP iktidarındaki, kültürün turizme, çevrenin de ormana "bağımlı" kılınmasının sonuçları, "itiraz"larımızın "haklı"lığını fazlasıyla kanıtlıyor.

Örneğin Orman Bakanlığı, aynı zamanda "çevre"den de sorumlu olmasına rağmen, yasadışı yapılaşmış "ormanların işgalcilere tapu karşılığında pazarlanması"nı nasıl da militanca savunabildi? Benzer şekilde Kültür Bakanlığı'nca belirlenen sit alanlarının turizm yatırımlarına açılması da eskisinden daha geniş alanlar belirlenerek devam etti.

Bunalımlı evlilik
Özellikle kültür ile turizm arasındaki bu zoraki evliliğin, mutluluk yerine bunalım yarattığını kimi turizm yetkilileri de açıkça söylüyorlar. Örneğin Milliyet'in aynı haberinde Clup İrem-Tur Başkanı Sadettin Ulusoy diyor ki: "Bakanlıklar ayrıyken aralarındaki çekişme, birleşmelerinden sonra her iki kesimin bürokratları arasında da yaşandı..."

Ulusoy haklı; çünkü turizmin bir "ekonomik sektör" olarak doğasında bulunan "kazanç beklentisi" ile temelinde "yaşam zenginliği" yatan kültür ve sanatın "uzlaşmaz çelişki"sini aynı çatı altında bile olsa gidermek pek mümkün değil.

Nitekim ETS-TUR Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Murat Ersoy da bu gerçeği bakın nasıl vurguluyor: "Dünyada turizmde önde olan bütün ülkelerde bu iş ayrı yapılıyor. İstanbul 2010 Kültür Başkenti'nin daha etkin olması için de Kültür Bakanlığı ayrılmalı..."

Peki bu olabilir mi? Bu birleşmeyi sadece bakanlıklar düzeyinde değil, ilgili bir çok yasada değişiklik yaparak hukuksal düzenlemelerle de güçlendiren AKP, yeni iktidarında "yanlış"tan "döner"mi? Örneğin tarihe ve doğaya sadece arsa gözüyle bakıldığı eski turizm merkezleri uygulamasını başlatan 12 Eylül dönemine ait yağma yasalarını iptal etmek yerine, aynı alanları bu kez "kültür ve turizm merkezi" tanımıyla yapılaşmaya açan yeni yasaları da iptal edebilir mi?

Bu soruların "evet" şeklinde yanıtlanabilmesi için, öncelikle kültürün, sadece turizm; kültürel değerlerimizin de sadece "turist"ler için değil, temelde ülkemiz ve "bizler" için, ulusumuz ve halkımız için, "kimliğimiz ve saygınlığımız" için önemli ve değerli olduğunu görecek, bunu savunacak ve yaşama geçirecek bir "siyasal bilinç" gerekiyor.

Benzer şekilde çevrenin de kalkınma önünde "engel" değil, yaşamın gelişmesinin en değerli kaynağı olduğunu içtenlikle kabul edecek; sadece ormanların değil, kırların, dağların, suyun, havanın, toprağın ve tüm dünya değerlerinin "çevresel önem" ini fark edecek bir yönetim anlayışına acil gereksinmemiz var...

Yeni bakanlıkların şekli, 22 Temmuz'daki yüzde 46,6'lık desteğin bu anlama gelip gelmediğini de göstermiş olacak.

ETİKETLER: yeşil
http://www.yapi.com.tr/haberler/kultur-de-cevre-de-ayrilmali_55937.html

Read Comment Section
İlk Yorumu Siz Yapın
Gönder

Yorumum onaylandığında e-posta ile bildir.

E-posta adresimle bültenlere abone olmak istiyorum

REKLAM VERİN

Haber gönderin Hemen haber gönderin

Sosyal Medyada Yapi.com.tr:

Abone Ol Yapı sektöründeki tüm gelişmelerden en önce siz haberdar olmak isterseniz e-bültenimize abone olun.
Bülten arşivine erişmek için tıklayın

REKLAM VERİN

Ajanda
TAMAMI » Bugünkü Etkinlikler BUGÜN:
Herhangi bir etkinlik mevcut değil!