Lütfen Tarayıcı Sürümünüzü Yükseltiniz.
 
BÖLÜM SPONSORU Egepen Egepen

Metrocity - Konut ve Alışveriş Merkezi

Doğan Tekeli ve Sami Sisa’nın tasarladığı Metrosite büyük kentlerimizde sıkça tekrarlanmaya başlanan bir karma programa dayanıyor: çarşı, büro, konut işlevlerini bir arada barındıran büyük yapı kompleksi. Diğerlerine göre bir avantajı, bir de eksiği var. Avantajı, kentsel sisteme doğrudan, metro hattı aracılığıyla entegre olması. Eksiği ise içinde

Doğan TEKELİ
Metrocity - Konut ve Alışveriş Merkezi

br/>





















İçmimari Uygulama Projesi
Doğan Tekeli-Sami Sisa Mimarlık Bürosu
Proje Yöneticisi
Dilgün Saklar
(DT-SS Mimarlık Bürosu)
Statik Projesi
Balkar Mühendislik Bürosu
Tesisat Projesi
Birikim Mühendislik Bürosu
Elektrik Projesi
Sasel
Alışveriş Merkezi İçmimari Avan Projesi
Anthony Belluschi
Alışveriş Merkezi İçmimari Projesi Danışmanı
Murat Tabanlıoğlu
Aydınlatma Danışmanı
Sermin Onaygil
Peyzaj Danışmanı
Ahmet Yıldızcı
İşveren
Metrosite A.Ş.
Savcı Eker (Genel Müdür)
İşveren Danışmanı
Fatin Uran
Yüklenici
Yüksel İnşaat A.Ş.

Söyleşi: Haydar Karabey


























Doğan Tekeli ve Sami Sisa’nın tasarladığı Metrosite büyük kentlerimizde sıkça tekrarlanmaya başlanan bir karma programa dayanıyor: çarşı, büro, konut işlevlerini bir arada barındıran büyük yapı kompleksi. Diğerlerine göre bir avantajı, bir de eksiği var. Avantajı, kentsel sisteme doğrudan, metro hattı aracılığıyla entegre olması. Eksiği ise içinde kültür ve eğlence işlevlerini barındırmaması.

Biri büro, diğer ikisi konut olarak kullanılacak olan üç kulesi; İstanbul’un birçok apartmanından daha çok katlı olmamalarına karşın, konumları nedeniyle mimari olarak benzerlerinden daha belirgin biçimde kent siluetinde etkinler. İşlevlerine uygun farklıca mimari ifadeleri var kulelerin. Büyükçe bir kısmı giriş kotunun altında yer alan çok ciddi bir yapı kütlesi var Metrosite’nin. Uygulama projeleri ve uygulama süreci, büyük bir büronun birkaç yıllık çalışmasını gerektirir gibi.

Haddimi aşarak, mimari eleştiri ve değerlendirmelere girmeden bu konuları bir meslektaş gibi konuşmak istedim sayın Doğan Tekeli ile. Dayanamayıp “satır aralarına” sıkıştırdığım özel eleştirilerimle elbette. Her yeni yapılan kompleksle birlikte, voltajı biraz daha düşen, trafiği biraz daha tıkanan bir Leventli olarak Metrosite’ye taşınmayı da düşünmüyor değilim.

İstanbul’da bir Sedad Hakkı yalısında oturamıyorsanız, bir Doğan Tekeli apartmanında oturmalısınız derim.
* * *

H.K.: İstanbul gibi bir kentin merkez bölgesine böylesine belirgin ve büyük bir işaret koyabilmek her mimarın elde edebileceği bir şans değil. Bu bağlamda birkaç bölümlü bir soru ile başlamak istiyorum. Mimar kendini böyle bir iş karşısında nasıl hisseder? Kentsel, çevresel bağlamda kendini sorgular mı? Doğan Tekeli’nin kendine güveni, işiyle keyifli bir ilişki kurabilme hali işin gelişim süresinde mi gelişir, yoksa baştan bir yetkinlik ve yeterlik duygusu ile mi davranır? Biraz, “mimarın büyük iş-büyük sorumluluk psikolojisi”ni konuşalım derim..

D.T.: Başka mimarların kendilerini nasıl hissettiklerini bilemiyorum. Ama gerek benim için, gerek Sami için, böyle büyük bir yapı karşısında ilk duygumuzun, “Acaba başarabilecek miyiz?” endişesi olduğunu söyleyebilirim. Kentsel-çevresel boyut ise bu başarabilme endişesinin başında gelir.

Her büyük yapımızın tasarımına başlarken, yapının kent içinde, çevre içinde nasıl duracağı ilk kaygımız, hareket noktamızdır. Ne var ki; hemen bütün büyük yapılarımızın ilk tasarımları ya bir jüriye ya da bir seçiciler kuruluna sunulduğu için bu ağır sorumluluk duygusu, biraz paylaşılır gibi olur ve bir dereceye kadar da hafifler.



























Büyük küçük bütün tasarımlarımız içinde, galiba özgüvenle, rahatlıkla gerçekleştirdiğimiz hiçbir tasarımımız olmadı. Belki görece hızlı sonuçlandırdığımız Lassa Lastik Fabrikası ve eski Hisarbank Binası gibi bir-iki yapımız oldu. Ama diğerleri, hep “daha iyisi olmaz mı?” endişesiyle, uygulama başlayıncaya kadar hattâ uygulama boyunca da süren bir araştırma, çabalama sürecinden geçmiştir. Bu çabalama sırasında Le Corbusier’nin “Yaratma Sabır İşidir” kitabının adı bizi teselli etmiş, güç vermiştir.

Metrocity kompleksinin üç kuleli bugünkü siluetinin; abartmıyorum, beş yüz kadar ciddi çizim sonunda kesinleştiğini söyleyebilirim. İşle keyifli bir ilişki ise benim için nadir yaşanan bir duygu. Nedense iş, bir kez başlandıktan sonra bana, başa çıkılması, altedilmesi gerekli bir hasım gibi görünür. Bu hasım gülen yüzünü çok seyrek gösterir. Uzun uzun çalışıp, iyi olduğunu sandığımız bir çözüm, bir kütle, bir cephe yapar, panoya asar, sevinerek eve döneriz. Sonra, ertesi sabah, akşamki sonucu neden beğendiğimize şaşar, yeniden boğuşmaya başlarız. İşle keyifli ilişki en çok, genellikle beğenilen bir yapımızın tamamlanıp kullanılmaya başlandığı ilk aylarda yaşanır. Sonra da yapı kullanıcılar tarafından bozulmaya başlar, keyifli ilişki sıkıntılı ilişkiye döner.

Yukarıdaki sözlerimden de anlaşılmıştır ki, tasarımın başlangıcında hiçbir zaman; yetkinlik ve yeterlilik duygusu içinde olamamışımdır. Ama buna da daima sevindim. Çünkü yeterlilik duygusunun gelişmeye mani olduğuna içtenlikle inanıyorum.














Metrosite’nin metropol siluetine üç kuleyle katıldığı düşünülürse, bu kuleler ne kadar “buralı” veya ne kadar evrensel? Kavramsal olarak ve ayrıca plastik, estetik bağlamda İstanbul’daki diğerlerinden ayırıcı özellikleri var mı? Ayrıca böyle bir tartışma anlamlı mı sizce?


Korkarım, kulelerin ne kadar buralı, ne kadar evrensel olduğu sorusu, beni içinden çıkamayacağım geniş tartışmalara götürür. Belki de bu nedenle bu tartışmayı anlamlı da bulamıyorum. Ancak, bu kulelerin şimdiki yerlerinde rahat durduklarını, kente ve çevreye yabancı olmadıklarını, rahatsız edici olmadıklarını sanıyorum. İlk sorunuza yanıt verirken yapının çevresi içinde duruşunun ilk kaygımız olduğunu söylemiştim. “Duruş” derken söylemek istediğim de buydu.

Kuleleri tasarlarken, kütle boyutları, pencere dizeleri kütle bitişleri malzeme ve ayrıntılarıyla; çevreyle yabancı, itici ve rahatsız edici olmamalarını amaçlamıştık. Çağdaş evrensel mimarlık dilini ve yerel teknolojiyi kullanarak, çevre içinde, Gehry’nin deyimi ile “friendly” durması amaçlanan yapıların hem evrensel, hem yerel olacaklarına inanıyorum. Başarılı olup olamadığımıza ise doğal olarak kamuoyu ve zaman karar verecek.

Bu bağlamda, Zincirlikuyu’daki ikiz cam kulelerin daha evrensel, ifadeli Metrocity kulelerinin ise hem yerel, hem evrensel karakterli olduklarını düşünüyorum.


















Bir ütopya plan yapma şansınız olsaydı İstanbul’un gökdelenlerini nerelere koyardınız? İstanbul siluetindeki şimdiki ikili gelişme; yani eski kentte minareler, yeni kentte gökdelen işmerkezleri ve oteller... ilginç bir kent okuma şansı veriyor bize. Bugünkü yapılanma hakkında ne düşünüyorsunuz?

Ütopik bir plan yapma şansım olsaydı, yüksek yapıları İstanbul’un tarihsel yerleşmelerinin dışına; Boğaziçi’nde Maslak’tan daha kuzeye, batıda da Yeşilköy’den ileriye yerleştirmeyi düşünürdüm. Bu yerleştirme elbette planlanmış sürekli yaya mekânları ile yaşayan kent parçaları oluştururdu.
Şişli’den başlayarak Büyükdere Caddesi boyunca uzanan yüksek yapıların, Boğaziçi mekânının ölçeğini bozduğunu, küçülttüğünü düşünüyorum.













Böyle bir yapının programı baştan ne kadar belirlenmiş oluyor? Belirleniyorsa kim belirliyor? Mimarın programa bir katkısı olabiliyor mu? Böyle büyük bir çarşıda, hiçbir kültürel işlev yok gibi. Sinema, tiyatro, sergi, toplantı salonu gibi işlevler sizden istenmedi mi? Bu çerçevede eleştiriniz var mı?

Bu soruyu; projenin gelişmesini, tarihçesini kısaca anlatarak yanıtlasam belki daha iyi olacak..
Daha önce bir fabrika binasının bulunduğu arsa, bugünkü sahipleri tarafından bir alışveriş, büro ve konut kompleksi inşa ettirilmek amacıyla satın alınmış. Arsa sahiplerinin emlak danışmanlık-pazarlama şirketlerine yaptırdıkları çalışmalar sonucunda taslak bir program oluşmuş.

1994 yılı sonlarında, bizimle birlikte iki deneyimli mimarlık bürosu daha, bu taslak program verilerek birer fikir projesi hazırlamakla görevlendirildi. Elde edilen bu üç avan proje arsa sahiplerince bir değerlendirme kuruluna incelettirildi ve büromuzun hazırladığı proje uygulanmak üzere seçildi.












Bunun üzerine gerek işverenlerin, gerek değerlendirme kurulunun önerileri doğrultusunda yeni bir avan proje hazırlamak üzere tekrar görev aldık ve avan projemizi tamamlayarak sunduk. Ama anlaşıldığına göre, işverenler bizim projemizi tam olarak isteklerine uygun bulmamışlar ki yeni bir arama içine girdiler. Bu defa da üç ünlü Amerikan mimarlık bürosundan proje istemişler.

Kohn Pederson Fox, Swanke Hayden ve Skidmore, Owings & Merrill büroları ile anlaşılmış. Bizim ilk aşamada seçilen projemizin de program olarak kendilerine verildiği anlaşılıyor. Bize de uygulamanın bizimkiyle birlikte bu defa elde edilecek dört proje arasındaki karşılaştırmada başarılı olan proje ile yapılacağı bildirildi.

İster istemez kendimizi bir kere daha yarışma ortamında bulduk. Biz, başlangıç olarak ortaya koyduğumuz çözüme ilke olarak güveniyorduk. Ama konut ve büroları içeren yüksek yapıların çarşı bloku üstündeki yerlerinden, biçimlerinden ve büyüklüklerinden emin değildik.






















Bu yeni rekabet ortamı projemizi yeniden gözden geçirmemizi sağladı. Bu aşama sonunda; projemiz bir kere daha uygulanmak üzere seçildi ve 1997 yılı başında, bu kez tüm mimari proje için bir sözleşme yapıldı. Diğer disiplinlere ait projeler, işveren tarafından ayrıca yaptırılacak, ancak o projelerin yönetim ve koordinasyonu tarafımızdan yapılacaktı.

Böylece; nihayet Metrocity kompleksinin mimarı olarak seçilimemiz kesinleşmiş oldu. Yapı programı, bu aşamalar sonunda her aşamada birşeyler eklenerek, birşeyler çıkarılarak oldukça kesinleşmişti. Ancak uygulama projeleri süresinde de yeni istekler sürdü gitti. Sinema, tiyatro, sergi salonu gibi öğeler, uygulama projelerinin son aşamalarına kadar programda ve projede vardı. Girişin bir altındaki katta beş sinema salonu, bir çokamaçlı salon, girişte, asma katta da bir sanat galerisi bulunuyordu.

Yapının oldukça ileri bir aşamasında sinemalar ve çokamaçlı salon, arkada başka bir arsada inşa edilecek ve çarşıya bağlanacak yeni bir yapıya daha geniş bir programla inşa edilebilmesi amacıyla kaldırıldı. Ancak her aşamada, programın kesinleştirilmesinde, değişikliklerde bizim görüşümüz ağırlıklı olarak alındı.

















Metrosite’nin de yapıldığı kent parçasının kentsel servislerle ilişkisi şimdilik çok zayıf görünüyor. Elbette, metro bağlantısı çok önemli bir avantaj. Ama, örneğin taşıt giriş çıkışlarının kentsel arterlerle ilişkisi ve özellikle gelinen yönün tersine geri dönüşler konusunda bir şeyler eksik gibi... O sıra,
ta Maslak’a kadar gökdelenlenecek gibi. Bildiğiniz kadarıyla bu yönde planlar var mı?


Haklısınız. Bu durum, Büyükdere Caddesi’nin batı yönündeki bütün parseller için böyle. Belediyenin, Büyükdere Caddesi’nin batısında, yaklaşık 400-500 metre geriden giden bu yakadaki büyük parsellere alternatif ulaşım sağlayacak ve Büyükdere Caddesi’nin yükünü hafifletecek yeni bir arter için planları olduğunu biliyorum. Oldukça ileri aşamadaki bir çalışma.. Ancak uygulanmasına başlanıp başlanmayacağını, programda olup olmadığını bilemiyorum.





















Türkiye’de böyle büyük projelerin kente biraz arazi terkedip, kendi sınırlarının içine çekilmeleri, bir anlamda içlerine kapanmaları imar koşullarının veya işverenlerin kısıtlamalarından mıdır? Kente bazı uluslararası örneklerdeki gibi şöyle, güzel ve yaşanır bir “mini plaza” kazandıran büyük çarşı-kule kompleksi yok gibi. Ne dersiniz?


İstanbul’da, özellikle Büyükdere Caddesi’ndeki yüksek yapıların, etrafı trafikle çevrilmiş adacıklarda kendi kendilerine yaşadıkları, birbirlerine yaya alanları ile bağlanmadıkları, dolayısıyla kentsel bir bütünlük sağlamadıkları belli.

Oysa New York’ta, geniş kaldırımlarla bağlanan yüksek yapılar, caddeler boyunca insanlarla dostça birarada yaşıyor. Canlı bir kent yaşantısına olanak veriyorlar. İstanbul’da Büyükdere caddesinde imar kuralı olarak kentsel tasarım yapılmadan, sadece yoğunluk katsayısı verildiği için, insan ve kentsel yaşam da galiba kimsenin umrunda olmadığı için büyük kaynaklar kullanılarak gerçekleştirilen bu yapılar, kentsel yaşantıya katkıda bulunacaklarına trafik denizi içindeki bağımsız adalarında her biri tek başına yaşayıp gidiyorlar.

Gelecekte, bir üst kotta bütün bu yapıları bağlayacak ve bütünleştirecek ölçülü yaya yollarının inşa edileceğini hayal ediyorum.















Kule yapıların, büyük çarşıların her mimarın baştan bilemeyeceği sayısız standartları olsa gerek. Genelde “know-how” diye adlandırılan bu bilgi birikimini nasıl sağladınız. Elbette eski deneyimleriniz size yol gösteriyordur ama yeni malzemeler, yeni teknolojiler, yeni talepler göz önüne alındığında mimar açısından bu yenilenme nasıl oluyor?


Ayrıca özellikle teknik anlamda kimlerle çalışılıyor? Ben Türkiye’de çok yetkin danışmanlar bulunabildiğini biliyorum.

Bu kişilerin deneyim ve birikimi neden bizim ülkemizde mesleki literatüre açılmıyor?
Günümüzde, büyük küçük her tür yapı gibi yüksek yapılar da, alışveriş merkezleri de işletme gereksinimleri ve yapı fiziği bakımından büyük bir bilgi birikimi gerektiriyorlar.

Gelişmiş ülkelerde mimarlar büyük bir danışman-uzman ordusuyla çalışıyorlar. Hans Hollein’in Viyana’daki ünlü HaasHaus Büro Binasının inşaatı sırasında, levhada yirmi kadar danışman ismi görüp şaşırmıştım. Geometri danışmanı bile vardı.. Rusya’da her tür yapının işletmeyle ilgili gereksinmeleri konusunda çok sayıda “teknolog”un görev yaptığını biliyorum. Bizde ise bu gibi hizmetlerin çoğu mimardan bekleniyor.

Yüksek yapı ve çarşı konusunda eski yapılarımızdan kalma, her yapıda araştırarak, örnekler görerek, sorarak öğrendiğimiz bir bilgi birikimimiz vardı. Bu yapı dolayısıyla, bu bilgileri gözden geçirerek eksikleri tamamlamaya çalıştık.

Değerli meslektaşımız Fatin Uran, daha önce Akmerkez’i gerçekleştirdiği için, işverenin mimari danışmanı olarak özellikle çarşı işletmesiyle ilgili deneyimlerini bize aktardı; çok yararlı katkıları oldu. Statik proje müellifi Dr. İrfan Balioğlu, bilgi ve deneyimi, mimarlık mesleğine saygısı ve daima olumlu kişiliğiyle büyük destek oldu. Bu projede onunla çalıştığımız için kendimizi şanslı sayıyorum. Tesisat ve elektrik konularında da proje müellifleri ile bir sorunumuz olmadı.

Aydınlatma konsepti için deneyimli bir yabancı uzmandan yararlanma isteğimiz gerçekleşemedi. Ancak, Prof. Sermin Onaygil, büyük bir özveri ile bizim tasarladığımız konseptin uygulanmasında yardımcı oldu. Kendisine teşekkür ediyoruz. İşveren tarafından Amerikalı Anthony Belluschi’ye hazırlatılan içmimari avan projesi, birçok yönüyle uygulanamayacağı görüldüğü için içmimarinin tarafımızdan yeni baştan ele alınması istendi. Bizim konseptimize göre içmimari uygulama projelerinin hazırlanmasında, Murat Tabanlıoğlu’nun deneyimlerinden yararlandık.

Yapı detaylarının oluşturulmasında yapı sanayisinden ciddi bir yardım alamadık. İmalat resimlerinin onaylanması bizi çok uğraştırdı. Bunlar arasında sadece, konut bloklarının fibro-beton plak kaplamalarında değerli meslektaşımız Şahin Koçak’ın, bilgisi ve dikkatiyle işimizi kolaylaştırdığını söylemeyi görev sayıyorum.

Yüksel İnşaat’ın ve ince yapı işlerini yüklenen Aysel İnşaat’ın, bilgili ve deneyimli kadrolarıyla genellikle uyumlu, iyi niyetli çalışmalarıyla yapının gerçekleşmesinde olumlu rol oynadıklarını da belirtmeliyim.

Genelde, medyanın mimarlığa yaklaşımını nasıl buluyorsunuz? Metrosite’yi sahiplerinden birinin ağzından bir gazeteci şu sözlerle anlatıyordu: “Amerikalılar’a maketler yaptırdık.” “Amerikalı Sami Sisa..” gibi yalan yanlış sözler... Böyle tanıtım süreçlerinde mimarın rolü veya katkısı ne olmalı?

Bizim, mimarlık dergileri dışındaki yazılı ve görsel basınımızın çağdaş mimarlıkla ilgisi hepimizin bildiği gibi çok zayıf. Ünlü bir benzetme var: “Köpek insanı ısırırsa haber olmaz, ama insan köpeği ısırırsa haber olurmuş!” Bizim medya da mimarlığın haber olması için böyle bir şaşırtıcılık arıyor! Bir vesile ile “Mimarlığın Estetiği” adlı nefis felsefi kitabın yazarı Robert Scruton ile tanışmıştım. Asıl işinin Daily Telegraph’ın mimarlık bölümünü yönetmek olduğunu söylemişti. Hep verdiğim bir örnek var: İngiliz filozof Ruskin’in “Mimarlığın Yedi Meşalesi” adlı kitabı 1910’da İngiltere’de altmışbin adet satmış. Bizde böyle bir şey olabilir mi? Toplumun ilgisizliği doğal olarak medyaya da yansıyor. Ayrıca, biz mimarların da medya ile ilişki kurmada isteksiz ve çekingen olduğumuza inanıyorum.

Metrocity ile ilgili yalan yanlış haberler, işverenlerden birinin basın açıklamalarından kaynaklanmış. Aslında onlar da bu açıklamalarını yapacaklarını bize bildirme ihtiyacını duymadılar. Benetton’un İtalya’daki merkezinde yeni bir düzenleme yapan sahiplerinin, açılışta mimar Tadao Ando ile birlikte evsahipliği yaptıklarını düşünürsek, kültür farkı iyice belirginleşiyor. Gene de Metrocity sahiplerinin pek az yapımızda olduğu kadar bizi onurlandırdıklarını, açılış töreninde bir teşekkür plaketi verdiklerini söylemek hakşinaslık olur.

Sorularımda, bildik mimari konuları pek öne çıkarmadan mesleki merakımı, özellikle “Doğan Bey’in bilgisine, deneyimine ve görüşlerine” yönelttiğimin farkındayım. Zaten mimarlık eleştirisi benim sınırlarımı aşar. Yeri gelmişken, sizce Türkiye’de mimarlık eleştirisi ne düzeyde. Bizlerin, böyle bir alanın çağdaş bir yönde gelişebilmesi için yapabileceklerimiz neler?

Bizim mesleğe başladığımız yıllarda Türkiye’de hemen hemen bilinmeyen bir kavram olan mimarlık eleştirisinin, son yıllarda, iyi yetişmiş, bilgili ve yazan birçok meslektaşımızın varlığıyla ciddi bir gelişme gösterdiğini düşünüyorum. Mimarlık dergilerimizin yayınladıkları yeni yapıları, müelliflerine değil de bu gibi meslektaşlarımıza, sunum ve eleştiri yazıları hazırlatarak yayınlamak için çaba harcamalarının bir düşünce ortamı yaratmada yararlı olacağını düşünüyorum. Sizin de birikiminizle, mimarlık eleştirileri yazarak bu alanın gelişmesine katkıda bulunacağınızı ümid ederim.

Ayrıca, ilginç sorularınız için çok teşekkür ederim.


Yapı Dergisi, 263.

http://www.yapi.com.tr/haberler/metrocity---konut-ve-alisveris-merkezi_61103.html

Read Comment Section
İlk Yorumu Siz Yapın
Gönder

Yorumum onaylandığında e-posta ile bildir.

E-posta adresimle bültenlere abone olmak istiyorum

REKLAM VERİN

Haber gönderin Hemen haber gönderin

Sosyal Medyada Yapi.com.tr:

Abone Ol Yapı sektöründeki tüm gelişmelerden en önce siz haberdar olmak isterseniz e-bültenimize abone olun.
Bülten arşivine erişmek için tıklayın

REKLAM VERİN

Ajanda
TAMAMI » Bugünkü Etkinlikler BUGÜN:
Herhangi bir etkinlik mevcut değil!