Lütfen Tarayıcı Sürümünüzü Yükseltiniz.
 
BÖLÜM SPONSORU Egepen Egepen

Mimarlık Mirasına Bilirkişi Darbesi

Mimarlar Odası’nın, “Bilirkişilik Sempozyumu” sonuçlarını bir an önce derleyerek ilgili kurumlara iletmesi ve ardından da “takipçi”si olması gerekiyor. Yoksa ülkemizde yıllardır önlenemeyen “tarih ve kültür soykırımı”, bu kez de en güvenilir kurumumuz olan yargının, “yetkin olmayan bilirkişi raporları”na güvenmesiyle sürecek.

Cumhuriyet Gazetesi
Mimarlık Mirasına Bilirkişi Darbesi

“Hâkimler, uzmanlık gerektiren kararları için bilirkişilere başvuruyorlar. Ancak kimi bilirkişiler ya bilgi yetersizliklerinden ya da davanın taraflarından etkilenmeleriyle adaleti yanıltabiliyorlar. Bunun, özellikle tarih ve çevre mirasının korunmasına karşı açılan davalardaki sonucu ise giderilmesi olanaksız insanlık kayıplarıdır. Çünkü mahkemelerin yanlış bilirkişi raporlarına dayalı aldıkları ‘korunmasına gerek yoktur’ kararlarına Koruma Kurulları da uymak zorunda…”

Bu not, 18-19 Aralık 2008’de Ankara’da yapılan “Bilirkişilik Sempozyumu”nun hazırlık metinlerinde vardı. Mimarlar Odası‘nca düzenlenen etkinliğe, değişik mesleklerden bilirkişilerin yanı sıra YARSAV Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu, Yargıtay 1. Başkanı Hasan Gerçeker ve konuya önem veren hukukçular da katılmışlardı. İki gün süren oturumlarda, bilirkişi atamalarında “bilimsel ilkeler”i ve “etik değerler”i ödünsüz gözetecek uzmanların belirlenebilmesi için “üniversiteler, meslek odaları ve yargı” arasında kurulması gereken işbirliği üzerinde duruldu.

Sonuç bildirgesinin Adalet Bakanlığı ve ilgili kurumlara iletilmesi için çalışmalar sürerken Tokat’ın Zile ilçesindeki “kültür mirası bir ev”in başına gelenlerse sempozyumun ne denli “yaşamsal” olduğunu bir kez daha kanıtlıyordu.

Kentin 'bellek' değeri

Yaklaşık 25 yıl önce “sivil mimarlık örneği” (SMÖ) olarak tespit ve tescili yapılmış ev için, aynı parselde apartman dikmek isteyenlerin “eski eser değil” savları üzerine bilirkişilerin “özgün şeklini yitirdiğinden korunmasına gerek yoktur” demeleri şaşırtıcı ve üzücü.

Çünkü yapı, neresinden bakılırsa bakılsın gelecek kuşaklara mutlaka aktarılması gereken o zarif ve özgün “Zile Evleri”nden kenti bezeyen bir örnek. Ayrıca, tarihsel dokusunu önemli oranda yitiren bir çevrede hâlâ ayakta durabilmesi de “kentsel hafıza”nın tümüyle yok olmaması ve kentlilerdeki “anı”ların yaşatılması açısından elde kalan ender “şans”lardan biri. Nitekim dönemin en saygın hocalarından oluşan Anıtlar Yüksek Kurulu’nca 1983’te alınmış “koruma kararı”nın şimdi “kaldırılması” istemi Sıvas Koruma Kurulu’nca da kabul görmüyor.

Bunun üzerine tarihi binanın “yargı kararıyla yıkılması” için Tokat İdare Mahkemesi’nde açılan 2007/646 esas No’lu dava, yapının çeşitli müdahalelerle “kültür mirası niteliğini kaybetti”ğini ileri süren bilirkişi raporuna dayanılarak, “koruma kararının kaldırılması”yla sonuçlanıyor. (Karar No: 2008/610)

Mahkemenin “bilirkişi” olarak uygun gördüğü Doç. Dr. Mehmet Tunçel, Doç. Dr. Seyhan Doruk ve Doç. Dr. Yaşar Selçuk Şener’in raporlarını okuduğumda sarsıldım! Kültür varlığı niteliğindeki SMÖ yapıların korunmalarıyla ilgili hemen tüm mimari ve sanatsal ilkeler bir yana; bu konuda ülkemizde ulaşılan akademik birikim ve uluslararası saygınlık kazanan ulusal bilimsel düzeyimiz rapora yansımadığı gibi; koruma kararına neden olan “25 yıl önceki üstün duyarlılıklar” bile göz ardı edilebiliyordu.

Binanın bu zaman içerisinde “kimi özgünlüklerini yitirmesindeki nedenleri sorgulamak” yerine, tahribatı aklarcasına “kültür varlığı niteliği kalmamış” diyebilen bilirkişiler özetle şunları yazmışlar: “Zemin kat planı ve cephe elemanları değiştirilerek asli şekli algılanamayacak hale gelmiştir. İki odada fonksiyon farklılaşması ve eklentiler vardır; cumba ve cephe çıkmaları özenti şeklindedir...”

Geçmişin kendine özgü estetik anlayışına ve o dönemin insanlarının -üstelik bugün özlemle anılan- beğenilerine “özenti” demenin nasıl bir sanat tarihi yorumu olduğunu acaba kim açıklayabilir?

Bilirkişi görüşlerini okuyunca düşündüm. Aslında bu gibi raporların mahkeme dosyalarında gizli kalmayıp özellikle aynı bilirkişilerin okullarında “akademik tartışma”lara açılması ne kadar yararlı olur.

‘Restitüsyon’u unutmuşlar

Örneğin, bir kültür varlığında bazı değişiklikler yapılmasının, onu tümüyle yok etmenin gerekçesi olamayacağını, nitekim “restitüsyon” (yeniden tasarım) uygulamalarının da işte tam bu gibi binaları yeniden özgün durumlarına dö- nüştürmek için yapıldığını bu bilirkişilere mahkeme anımsatamaz ki.

Ayrıca hâkimlere de “restitüsyon olanağı”nı anlatmayan ve “önermeyen” bir bilirkişi raporunun mesleki etik açısından da irdelenmesi gerekiyor.

Duyumlarıma göre, Tokat bölgesinde çok sayıdaki benzer davada bilirkişilik yapan; raporda, “sanat tarihçi” ve “arkeolog” imzalarının yanında ayrıca “mimar” olduklarını da yazan bu uzmanlarımızın, bu “çifte akademik unvan”ları için gerekli olan “iki ayrı üniversite diplomaları”nı da doğrusu merak ediyorum.

Mimarlar Odası’nın, “Bilirkişilik Sempozyumu” sonuçlarını bir an önce derleyerek ilgili kurumlara iletmesi ve ardından da “takipçi”si olması gerekiyor. Yoksa ülkemizde yıllardır önlenemeyen “tarih ve kültür soykırımı”, bu kez de en güvenilir kurumumuz olan yargının, “yetkin olmayan bilirkişi raporları”na güvenmesiyle sürecek.

http://www.yapi.com.tr/haberler/mimarlik-mirasina-bilirkisi-darbesi_66960.html

Read Comment Section
İlk Yorumu Siz Yapın
Gönder

Yorumum onaylandığında e-posta ile bildir.

E-posta adresimle bültenlere abone olmak istiyorum

REKLAM VERİN

Haber gönderin Hemen haber gönderin

Sosyal Medyada Yapi.com.tr:

Abone Ol Yapı sektöründeki tüm gelişmelerden en önce siz haberdar olmak isterseniz e-bültenimize abone olun.
Bülten arşivine erişmek için tıklayın

REKLAM VERİN

Ajanda
TAMAMI » Bugünkü Etkinlikler BUGÜN:
Herhangi bir etkinlik mevcut değil!