Lütfen Tarayıcı Sürümünüzü Yükseltiniz.
 
BÖLÜM SPONSORU Egepen Egepen

Narenciye'yi Kaptırmayalım!

Son günlerde Antalya kentinin en önemli bahçelerinden ve kuruluşlarından olan "Narenciye İstasyonu" ile buna bitişik Vakıf Bahçesi'nin inşaat yatırımcılarının yeni gözdesi olduğu konuşuluyor.

Radikal İKİ



on günlerde Antalya kentinin en önemli bahçelerinden ve kuruluşlarından olan "Narenciye İstasyonu" ile buna bitişik Vakıf Bahçesi'nin inşaat yatırımcılarının yeni gözdesi olduğu konuşuluyor. Narenciye İstasyonu'nun ya da Antalyalıların deyimiyle kısaca Narenciye'nin mülkiyeti Tarım Bakanlığı'na, Vakıf arazisi de aşağıda anlatılacağı gibi, Tekelioğulları Vakıflarına ait. Vakıf arazisinin, vakfiye kaydında (Teke Sancağı Şer'ıyye sicili Belge 88) Teke Sancağı Mütesellimi Devletlü el-Hac Mehmet Ağa tarafından vakfedildiği belirtiliyor. Ayrıca bu alanın tümü Anıtlar Koruma Kurulu tarafından doğal sit alanı olarak koruma altına alındı. Ama eğer söylenenler doğru ise Antalya kenti önemli bir doğal değerini daha yitirecek.

Narenciye'nin tarihi ve önemi
Vala Nureddin, 1944 tarihli bir yazısında İstasyonu şöyle anlatıyor.

"Antalya'da portakalcılık fenni şekilde inkişaf ediyor. Halkalı Mektebinde tahsilini bitirmiş bir münevverimiz olan Y. Ziraat Mühendisi Sami Yen İtalya'da narenciye üzerinden doktorasının vermiş on yıldan beri Antalya'da tesis edilen narenciye istasyonunda çalışmaktadır. Aynı istasyonda 10 teknik eleman çalışıyor. Altısı yüksek Ziraatçıdır. Reisi Cumhur İsmet İnönü'nün son ziyaretleri sırasında 'turunçgiller' diye ismini değiştirdiği 'Narenciye İstasyonu' 180 dönüm büyüklükte ve pek muntazam bir portakal çiftliğidir. Ortasında müessese ve memur evi olarak çiçekler içinde modern binalar var. Zaten civarı hususi portakal bahçeleridir. Fakat bilhassa İstasyonun hudutlarından içeri girince insan kendini 'cennet'de hissediyor."

İstasyonda 57 tür portakal, 24 tür mandalina, 25 tür limon, 6 tür altıntop, 1 tür tatlı limon, 9 tür turunç, 2 tür bergamut üzerine tecrübeler yapılıyor. Tesis için 1 milyon lira sarf edildi. Senede 1,520 lira işletme bütçesi vardır. Bundan maksat "ticaret" değildir. Aslında, bir de bahçıvanlık teknik okulu açılacaktı.

İstasyon 1934 yılında yapılmış ve günümüze kadar ulaşmış. Şimdi ise o günlerdeki işlevini yitirmiş, zorluklarla karşı karşıya ve yaşam savaşı veren bir yer halinde.
Mimarlar Odası Antalya Şubesi'nin, doğal değerlerin korunması ile ilgili görüşleri şöyle:

"Antalya'da bulunan Boğaçayı, Düdençayı, orman alanları gibi doğal kaynakların, planda kent parkı, botanik parkı, su parkı gibi isimler verilerek özel proje alanları olarak ele alınması doğrudur. Ancak bunları kentin açık alanlarını artırmanın aracı olarak sunmak aldatmacadır".

Yine Oda Başkanı Osman Aydın da görüşlerini şöyle açıklıyor: "Doğal koruma alanları oluşturmak, peyzaj düzenlemelerini açık alanlar ve mevzii planlarda bir girdi olarak kullanmak, hiç bu kadar 'gereklilik' kazanmamıştı. Dolayısıyla kentlerin yapılaşmadan kaçan insanlara, 'doğayla başbaşa' kalabilecekleri soluma alanları sunması gerekir. Doğanın bir parçası olan yeşil alanlar ve hayvanlar, kişinin kendisini geliştirmesinde bir araçtır. Ve aynı zamanda çocuklarımızın doğayla ilişkiye girebilmesine olanak tanırlar".

Nasıl değerlendirilmeli?
Vala Nureddin'in yazdığı "civarı hususi portakal bahçeleridir" tanımından geriye ne kaldı? O zaman bu alanın önemi daha da artmıyor mu? "Bu alan bozulmadan neler yapılabilir" sorusunu sormak gerekmez mi? Bir örnek verecek olursak: "Antalya Kent Müzesi Projesi" kapsamında 4 Mayıs 2007 günü 'Mutfak Kültürü Atölyesi' çalışması başlatıldı. Katılımcılar görüşlerini açıkladı.

Orhan Silier: "Turizm yapan bir kentte, entelektüel bir kültürün parçası haline gelen, yemek kültürü sokağa inmeli."
İdil Yılmaz: "Yemek için, uygulamalı yapma ve öğrenme, sürekli sergi, yemekle oynama etkinlikleri düzenlenmelidir. Çeşitli ülkelerde çikolata, içki, patates, ekmek, zeytinyağı gibi ürünlerin sergi ve müzeleri vardır."
Marianna Yerasimos: "Kent yemeklerinin hikâyesi önemlidir ve ortaya çıkarılmalıdır."

Bu görüşler ışığında, atölye çalışması için önerilen Karaalioğlu Parkı içindeki nikah salonu ve Deniz Restoran'ın yeterli olmadığı apaçık görülüyor. Günümüzde Batı Antalya Tarım Araştırma Enstitüsü adı verilen Narenciye İstasyonu'nda çeşitli reçeller, meyveler vs. üretiliyor. Düşünülen Mutfak Kültürü Atölyesi'nin reçel ve meyvelerle ilgili bölümü, burada sergilenip müze haline getirilemez mi?

Yine Mimarlar Odası Şubemiz ve Başkanımızın görüşleri doğrultusunda, kent yaşamından bunalmış, doğadan (topraktan, bitkiden, hayvandan) uzaklaşmış kentlimiz için (Batı'da bolca örneği olan) tüm ailesi ile birlikte ekip biçeceği kiralık, küçük hobi bahçeleri yapılamaz mı?

İlköğretim ve ortaöğretim öğrencilerinin katılacağı uygulamalı, sebze ve meyve yetiştiriciliği yapacakları alanlar ayrılamaz mı?

Daha önce başlattığımız "Yedi Arıklar" projesi kapsamında olan arıklardan biri, benim çocukluğumda olduğu gibi (1950'li yıllarda kollardan birisi, Narenciye'nin içinden, güneybatısındaki yolun üstünden damlalık denen bir su kanalı ile geçer Paşakavakları'ndan sonra eski elektrik fabrikasında denize dökülürdü.) Narenciye'nin içinden, çeşitli kullanımlarla (Gölet, sulama vs.) geçirilemez mi?

Nasıl değerlendirileceğine ilişkin daha pek çok örnek verilebilir. Önemli olan, doğal değerlerin korunması ve çeşitli kullanımlarla yaşatılmasıdır.

Cemil Cahit SÖNMEZ / Y. Mimar

http://www.yapi.com.tr/haberler/narenciyeyi-kaptirmayalim_54390.html

Read Comment Section
İlk Yorumu Siz Yapın
Gönder

Yorumum onaylandığında e-posta ile bildir.

E-posta adresimle bültenlere abone olmak istiyorum

REKLAM VERİN

Haber gönderin Hemen haber gönderin

Sosyal Medyada Yapi.com.tr:

Abone Ol Yapı sektöründeki tüm gelişmelerden en önce siz haberdar olmak isterseniz e-bültenimize abone olun.
Bülten arşivine erişmek için tıklayın

REKLAM VERİN

Ajanda
TAMAMI » Bugünkü Etkinlikler BUGÜN:
Herhangi bir etkinlik mevcut değil!