Lütfen Tarayıcı Sürümünüzü Yükseltiniz.

Nasıl Bir Mimarlar Odası?

Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi 46. Dönem Genel Kurulu’nda tekrar aday olan Çağdaş Demokrat Toplumcu Mimarlar Grubu’nun üyesi ve Yönetim Kurulu yedek adayı, aynı zamanda yazarımız olan Simlâ Sunay ile “Nasıl Bir Mimarlar Odası” hedeflediklerini konuştuk…

Nasıl Bir Mimarlar Odası?

TMMOB İstanbul Büyükkent Şubesi Genel Kurul’a giderken, aynı zamanda yazarımız olan mimar Simlâ Sunay ile “Nasıl Bir Mimarlar Odası” sorusu ekseninde, süreç üzerine bir söyleşi yaptık. Sunay, İstanbul şubenin Kadın Çalışma Grubu ve 46. Dönem’e tekrar aday olan Çağdaş Demokrat Toplumcu Mimarlar Grubu’nun üyesi ve Yönetim Kurulu yedek adayı.

Çağdaş Demokrat Toplumcu Mimarlar oluşumunu kısaca anlatabilir misiniz?
Çağdaş Demokrat Toplumcu Mimarlar, İstanbul’da, 1980 sonrası kendi içindeki siyasal enerjiyi kent ve meslek mücadelesine yansıtmış, tam da adından anlaşılacağı gibi çağdaş, demokratik ve toplumcu bir grup. Uzun dönemli sağ merkezi hükümetlere ve yerel yönetimlere karşı emek, meslek ve hukuk mücadelesini 1960-1980 yılları arasındaki birikimlerini de katarak, 1980 sonrası yeni liberal politikalara karşı her alanda politikleşen bir çizgide, kendine özgün yöntemlerle “Mimarlar odası toplum hizmetinde” ve “toplum hizmetinde mimarlık” yaklaşımıyla sürdürmüş. Bugün iktidarlara karşı kent savunusunun mimar olmayanlar için de önemli bir temsilcisi.

Sizin gruba katılmanız nasıl oldu?
45. Dönem alınan bir kararla Kadın Çalışma Grubu oluşturuldu. Bu gruba katıldıktan sonra Yönetim Kurulu Başkanı Esin Köymen, Yönetim Kurulu üyesi Aysel Durgun, Mücella Yapıcı ve çok değerli diğer Kadın Çalışma Grubu üyesi arkadaşlarımla birlikte güzel işler yaptık. Şimdi de politik çalışma alanımı kapsayan sosyal alanlar (kadın, çocuk, doğa) hakkında daha çok üretim yapabilmek adına Çağdaş Demokrat Toplumcu Mimarlar arasına katıldım. Kişisel olarak bağımsızlıktan örgütlü olmaya geçtiğim bir döneme de denk düşen bu imkân beni çok umutlandırıyor. Dolayısıyla komisyonlar, komiteler, çalışma grupları Mimarlar Odası’yla ilişkilenmek ve odaya katılım sağlamak için adım olabilir. Kendi deneyimim üzerinden açıkça söyleyebilirim, toplumsal haklar ve meslek hakları alanında çalışmak isteyen herkes fikirlerini oda bünyesinde sunabilir, uygulayabilir. Ben olanak bulabildiysem, her mimar bulabilir diye düşünüyorum.

Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi 46. Dönem Genel Kurulu’na hazırlıklar nasıl başladı, neler yapıldı?
Uzun yıllardır odayı yöneten ÇDTM Grubu kendi içinde toplantılar yaptı. Bu toplantılarda dileyenler söz aldı ve konuştu. Kavramsal tartışmalar da oldu, farklı görüşler dile getirildi. Kent savunusundan feminist harekete, ekonomik krizden KHK’lılara değin pek çok konu konuşuldu. Daha sonra üyelere açık bir toplantı yapıldı ve hazırlıklara başlandı. Başka aday gruplar da var, demokratik ve keyifli bir seçim diliyorum öncelikle.

“Nasıl bir Mimarlar Odası” hedefliyorsunuz?
Çağrı metninde, “ihtiyaç” ifadesiyle hedefler çok açık dile getirilmiş: “Toplumcu ve eşitlikçi bir mimarlık anlayışıyla; mimarlık öğrencileri ve tüm üyelerle iletişimi arttıracak, zamanın kültürel kavramsal değişimini yakalayabilecek, mesleki eğitim ve araştırma olanaklarını geliştirebilecek, uluslararası meslek örgütleriyle ve akademiyle yeni bağlar ve ilişkiler kurabilecek, sergilemeden yarışmalara, yayıncılıktan etkinliğe tüm programını titizlikle güncelleyecek, kent suçlarına karşı sürdürülen mücadelelerimizi kararlılıkla devam ettirecek, toplum ve kamu yararı ekseninde bir örgütlenme modelinde ısrar edilmesi gerekmektedir. Ekonomik kriz koşulları ile mücadele eden ama küçülen değil; merkezi, şubeleri, temsilcilikleri, birimleri, çeşitlenen çalışma komite ve komisyonlarıyla güçlenen, mimarlığın evrensel ilke ve etiğini gözeten, kendi içine kapanan değil tüm üyeleriyle iletişim içinde, yeniliğe açık, etkin, birbiriyle rekabet eden değil dayanışmayı esas alan bir yaklaşıma ihtiyaç vardır.” İhtiyacın belirlenmesi hedefi beraberinde getirir. Hiyerarşiden uzak, yatay bir dilin kurulmuş olmasını önemsiyorum. Kişisel olarak nasıl bir Mimarlar Odası istediğime gelince “eşitlik” ilkesini çok önemsiyorum elbette. Zamanı nasıl tariflendirdiğini önemsiyorum, sorunların tespiti için çok gerekli.

ÇDTM içinde bulunduğumuz politik atmosferi nasıl tariflendiriyor?
“Kültür ve doğanın iç içe geçtiği, “dünya-mekân-canlı” ilişkilerinin yeniden tarif edildiği, çevresel-toplumsal duyarlılıkların ve en büyük ortak mekân Dünya’nın geleceğinin değerlendirildiği yeni bir zaman dilimindeyiz” diyor sözgelimi. “Ekonomik, kültürel ve sosyal politikalarla; işsizlik, yoksulluk, açlık, terör, göç, savaş, ırk ve cinsiyet ayrımcılığına yol açılmaktadır. Tüm dünyada ve bölgemizde insan ve diğer canlıların yaşamı ve yaşam kaynakları yok olma tehdidi altındadır” cümlesinde insanmerkezci olmayan, türcülük karşıtı, tüm canlıları gören bir düşünce seziliyor. “Yapılı çevrenin ve yaban doğa alanlarının ranta açıldığı” ifadesinden doğayı kavrayışındaki hassasiyeti fark ediyoruz. Cinsiyet ayrımcılığı açıkça dillendiriliyor, bu o kadar mühim ki. Yine metinde: “(…) seçilmişlerin, gazetecilerin, hukukçuların, sanatçıların, mimarların, mühendislerin, doktorların, öğretim elemanlarının yani her alanda mesleğini etik ilkeler doğrultusunda yapmaya çalışan tüm bireylerin hukuksuzca yargılandığı, tutuklandığı, KHK’lar ile tüm haklarının ellerinden alındığı, insan haklarının ihlal edildiği hatta yok sayıldığı, cinsiyetçiliğin iktidar mekanizmalarıyla yeniden üretildiği, yolsuzluğun yönetsel araç haline getirildiği, ekonomik ve sosyal krizin boyutlarının toplu intiharlara vardığı”  bir dönem tarifinde kapsayıcılık belirgin. Bunu duyarlı bir yaklaşım olarak görüyor ve çözümler için ilk adım olduğunu düşünüyorum.  “Cinsiyetçiliğin iktidar mekanizmalarıyla yeniden üretildiğinin” bilincinde bir Mimarlar Odası’nı önemsiyorum.

“Nasıl bir Mimarlar Odası”ndan devam edebiliriz...
“Nasıl bir Mimarlar Odası sorusu” sormayı hiç bırakmamız gereken bir soru. Önyargılarımızdan ve ezberlerimizden sıyrılmamız gerek ama önce, hakkıyla tartışmak için. Benim için odanın tarifi çok net, toplumsal temsil. Odadaki yönetim kurullularının ve komisyonların gönüllükle işletildiğini unutmayalım. Büyük bir fedakârlık gerektiriyor. Pek çok mimardan duymuşumdur, oda benim için ne yaptı? Bu soruyu yanlış kurduğumuzu düşünüyorum, aslında sorunun doğru kurulmuş bir halinin de olduğunu düşünmüyorum. Toplumculuk bireyi dışlamak, görmezden gelmek demek değil. Ne ki mutlak bir “biz” tarifinden de kaçınıyorum. Bununla beraber meslekçilikle meslek etiği karıştırılıyor. Meslek ve politika düalizmi yapılıyor sözgelimi. Ya meslek ya politika demek gerekirmiş gibi… Ayrı olmaları yanında bir de sanki dengeli olmaları gerekiyormuş gibi… Mimarlık doğrudan politik bir meslektir, kentler politik alanlardır ve mimarlar kentlerin önemli aktörleridir. Mekân politikadan ayrı düşünülebilir mi? Eğer bir yerde politika yapılmaması ya da daha az yapılması gündeme geliyorsa orada çıkar ilişkileri vardır, iktidar etkisi vardır, toplumsal cinsiyet vardır. Odanın bugüne kadar çok da başarılı olduğu kent savunusu ve meslek hakları koruma politikalarına ödün vermeden devam etmesi, meslek etiğini sürekli tartışması ve toplumsal cinsiyet eşitsizliğini de gündemine alması gerekmektedir. Antikapitalist tutumunu sürdürmelidir.

Mimarlar arasında hep çok tartışılan “yenilikçi oda mı, gelenekçi oda mı” ayrımı da benim için modası geçmiş bir tartışmadır. 45. Dönem içinde Yönetim Kurulu’na ve mimar üyelere Toplumsal Cinsiyet Eğitimi ilk kez verildi. Her dönem yenilikler olacaktır, olmalıdır.