Lütfen Tarayıcı Sürümünüzü Yükseltiniz.
 
BÖLÜM SPONSORU Egepen Egepen

Olaylar-Yorumlar... Yaprak Dökümü

Doğan HASOL
Olaylar-Yorumlar... Yaprak Dökümü

tarit İzgi, Nihat Toydemir, Engin Omacan

Mimarlık topluluğumuzda yaprakdökümü sürüyor: Nihat Toydemir, Haluk Baysal, Melih Birsel derken, bu kez de Utarit İzgi ve Engin Omacan’ı yitirdik.

Haluk Baysal ve Melih Birsel’i YAPI’nın Şubat sayısında anmıştık. Kırk yıllık arkadaşım Nihat Toydemir’in ardından yazmaya kendimi hazırlarken kısa bir zaman diliminde İzgi ve Omacan’ı sonsuzluğa uğurladık.

Nihat Toydemir yaşamını eğitime ve yapı malzemesine adamış kişilerden biriydi. 1960’ların başında İTÜ Mimarlık Fakültesi’nde aynı kürsünün, 2. Yapı Bilgisi Kürsüsü’nün asistanlarıydık. Kürsünün başında Prof. Orhan Safa bulunuyordu. Safa, hali, tavrı, inceliği ve bilgisiyle örnek bir insan, gerçek bir hocaydı. Kürsünün öteki görevlileri: Prof. Muhittin Binan, Doç. Ruhi Kafesçioğlu, Doç. Abdullah Sarı, Ass. Nihat Toydemir, Ass. Ayhan Özbilen, Ass. Turan Ilgaz ve çiçeğiburnunda asistan olarak ben. Bu kadroya daha sonra İmer Sunguroğlu katıldı. Bu isimler arasında bugünlere değin sürüp gelen sevgi ve saygıya dayalı ilişkilerin temeli o günlere ve Orhan Safa Bey’in üstün kişiliğinin yansıdığı o ortama dayanır.

Yıllar, Nihat Toydemir’le arkadaşlığımızı aramızdaki yaş farkına karşın onun sevecen tutumuyla pekiştirmişti. 1967 sonlarında Yapı-Endüstri Merkezi’nin kuruluşu evresinde kurucular arasında yer almasını önermiştim. Girişimimizin bir macera olduğu şeklindeki düşüncesini, kendine özgü bir üslupla, hattâ benim aklıma ilişkin bazı kuşkularını da içtenlikle ekleyerek dile getirmişti. Oysa, bu olaydaki tutukluğuyla bağdaşmayacak kadar girgin, coşkulu, sevecen, canlı bir yapıya sahipti. Yaşamı boyunca, bıkıp usanmadan inceledi, araştırdı, gözlemledi, bildiklerini çevresine aktarmaya çalıştı. Son dönemde bir yandan, basacağımız kitabının son hazırlıklarını tamamlıyor, bir yandan da Yapı-Endüstri Merkezi ile İMSAD’ın birlikte gerçekleştirecekleri “Yapı Malzemesi Kurultayı”nın Bilimsel Komitesi’nin başında, hazırlık çalışmalarını sürdürüyordu. Aramızdan ayrılışı da yine çaba ve özveri dolu yaşama biçimine uygun şeklinde oldu. Yaşamı, Mimarlar Odası’nda katıldığı bir toplantının bitiminde toplantı masasında noktalandı. Yazık ki yeni kitabı “Geleneksel ve Çağdaş ÇATILAR”ın basıldığını göremeden aramızdan ayrıldı.

Utarit İzgi’ye ilişkin düşünce ve izlenimlerimi, Ulusal Mimarlık Ödülleri kapsamında 2002 Büyük Ödülünü (Mimar Sinan Ödülü) kazandığı zaman yazmıştım (1). Genelde, yaşamakta olan kişiler hakkında yazmamak gibi bir kabul var ülkemizde. O yazıyla biraz da bu tutukluğu kırmak istemiştim. Kendisi için yazdıklarım bir bakıma, başarı dolu bir yaşama tutulan çoktan hak edilmiş bir alkıştı. Alkışın, hak edenler için hayattayken daha gerekli olduğuna inanıyorum.

Utarit İzgi o sıralarda hastaydı, hattâ hastanede bulunuyordu. Daha sonra diyalize bağımlı olarak da olsa sağlığı biraz düzeldi ve evine döndü. Diyaliz günleri dışında sürekli olarak çalışıyordu. Amacı, toparlamak istediği kitapları bir an önce yetiştirebilmekti. Önceki yazımda sözünü ettiğim, “Kapılar-Hafif Bölmeler” adlı kitabının son bölümleri bu dönemde tamamlandı. Ne var ki, yine aynı yazımda dile getirdiğim, “kitabın çıkışını hep birlikte kutlamamız” şeklindeki dileğim gerçekleşmedi. Garip bir rastlantı olarak Utarit İzgi de, Nihat Toydemir gibi, büyük heyecanla beklediği son kitabının çıkışını göremedi.

Mimarlık Topluluğunun bir başka kaybı, Engin Omacan oldu. Mimarlık örgütlenmesinin ve dayanışmasının unutulmaz önemli adlarından biri olan Omacan bu konudaki tavrını Güzel Sanatlar Akademisi’ndeki öğrencilik yıllarından başlayarak ortaya koymuş, ilerleyen yıllarda Mimarlar Odası’nda Başkanlık, Sekreter Üyelik görevlerinde bulunmuştu. Daha sonra Mimarlık Vakfı’nın kuruluşundaki öncülerden biri olarak, Vakfın Genel Sekreterliğini ve genel müdürlüğünü üstlenmişti.

Aramızdan ayrıldığı 4 Mart günü saat 17.00’ye kadar Vakfın, İstiklâl Caddesi’ndeki bürosunda birlikteydik. Erdoğan Elmas ve Ali Rüzgâr’ın da katılmalarıyla yönetim kurulu toplantısı yapmıştık. Toplantı bitiminde Engin, her zamankinin aksine bizle çıkmamış biraz daha kalmak istemişti. Daha sonra, evine gitmek üzere bindiği bir takside geçirdiği kriz nedeniyle Şişli Etfal Hastanesi’ne ulaştırılmış, ancak kurtarma çabaları sonuç vermemiş.
Engin Omacan, mimarlık örgütlenmesinin ve mimarlar arası dayanışmanın yılmaz gönüllüsüydü. Son zamanlarda yorgundu. Ama yine de yılmak bilmeden çalışıyordu. Kalbi kendisini yarı yolda bırakmak üzereyken, pille güçlendiriyor ve çalışmasını yine aynı azimle, gücünün üzerinde bir çabayla sürdürüyordu. Omacan, demokrasiye inançlıydı. Demokratik gelişmişliğin, örgütlenmeyle, sivil toplum kuruluşlarının katkılarıyla sağlanabileceğini bilen; örgütlenmenin demokratik gelişmişlikteki en önemli göstergelerden biri olduğuna inananlardandı.

Mimarlık Vakfı’nın, Enstitü’nün, mimarlar arası dayanışmanın örgütü Yardımlaşma Sandığı’nın, Can Deniz Fonu’nun kurulmasında ve bugünlere gelmesinde Omacan’ın büyük katkıları olduğunu Vakıf çalışmalarını yakından izleyenler iyi bilirler. Önce güçlüklerin aşılması gerekiyordu. Vakıflar genellikle, vakfedilen bir varlığın kullanılması ve işletilmesi sayesinde amaçlarına hizmet ederler. Bizimki bu yapıya uymuyor: Gelirini yaratmak da, amaçlanan hizmete dönüştürmek de yönetimlere ve üyelere düşüyor. Engin, bu çabanın yüzakıyla gerçekleştirilmesine canını koydu. Cenazesine katılan bir meslektaşımızın helalleşme sırasında Omacan’ın oğullarına söyledikleri sanıyorum ki, Omacan’ın yaşam öyküsünü çok güzel özetliyor: “Asıl siz bize hakkınızı helâl edin; Engin hep sizden aldı, bize verdi”.
Son zamanlarda çevremizde, giderek hızlanıyormuş gibi görünen yaprakdökümü, bana, “bazı insanlar ölmemeli” dedirtiyor. Aslında İzgi’nin, yapıtları ve Mimar Sinan Üniversitesi’nde bıraktığı izlerle; Toydemir’in, yapı malzemesine olan katkıları ve kitaplarıyla; Omacan’ın da Mimarlık Vakfı’nın başarılarıyla yaşamayı sürdüreceklerine kuşku yok. Victor Hugo, “Herkes ölür ama herkes gerçekten yaşamaz” demiş. Onlar gerçekten yaşadılar.



YAPI’nın Boyutu Üzerine...
YAPI’nın boyutunun değişmesinden bu yana tam üç ay geçti. Elinizdeki sayı yeni boyutla çıkan dördüncü sayımız. Buna karşın, değişiklik konusundaki farklı görüşler sürüyor, hattâ daha uzun süre devam edecek gibi görünüyor. Edinebildiğimiz izlenimler büyük çoğunlukla olumlu. Bunun yanısıra YAPI, yeni boyutuyla, kitapçılarda ve gazete bayilerinde daha rahat boy göstermeye başladı ve satış rakamları yükseldi. Bu sonuncu veri, derginin daha çok sayıda kişiye ulaştığını göstermesi bakımından önemli. Öte yandan, hâlâ karenin özlemini duyanlar sitemlerini sürdürmekten geri kalmıyorlar. Geçenlerde öğretim üyesi bir mimar arkadaşımız, “Kareye çok alışmıştık. Niçin değiştirdiniz ?” dedikten sonra ekliyordu: “İkinci sayıda hep olumlu görüşleri yansıtmışsınız. Hiç mi olumsuz izlenim gelmedi ?” Aslında o sayıda, bize yazılı olarak ulaşan bütün görüşlere ayrım gözetmeksizin yer vermiştik. Çoğu olumluydu; aralarında olumsuzu da vardı. Zaten YAPI, ilke olarak, özellikle görüş-tartışma bölümünde her tür düşünceye yer vermeye özen gösteriyor. Süzgeçten geçirmeden, olduğu gibi...

Geçenlerde aldığım bir mektup, boyut tartışmasına hariçten katılan bir sürpriz niteliğindeydi. Tahran’dan Mimar Prof. Darab Diba’nın gönderdiği 7 Mart tarihli bir mektuptu bu. Diba ile Ağa Han Mimarlık Ödülleri Jürisinde birlikte çalışmış ve dost olmuştuk. Mektup şöyle:
“Sevgili Doğan,
Düzenli olarak almaya başladığım “YAPI” için teşekkür etmek isterim. Ne denli güç olduğunu bildiğim bu kültürel etkinlikten dolayı seni kutlarım. İngilizce özet metinler sayesinde makaleler uluslararası kamuoyunca ulaşılabilir hale geldi. Kâğıt kalitesi de mükemmel. İki düşüncem var:
A. Derginin formatının büyütülmesi; zira görsel-sanatsal yayınlar daha geniş yer gerektiriyor. Önerim, 24x24 cm lik bir kare, ya da 23x30 cm lik bir dikdörtgen olması. Doğal ki, kâğıt israfını önleyici zorlamalar göz önünde tutulmalı.
B. İngilizce metinlerin biraz artırılması. Bu, uluslararası alanda izlenmeyi daha da artıracaktır. Şayet isterseniz ben yurtdışı muhabirlerinizden biri olmaya hazırım. Uluslararası ilişkileri dış muhabirler yoluyla geliştirmek gerektiğine inanıyorum.

Şu anda ben de İran’da “Architecture/Urbanisme” adlı bir mimarlık dergisinin editörlüğünü ve başyazarlığını yürütmekteyim. Bu dergi, ülkedeki tek özel (hükümet dışı) dergidir. Bu nedenle, kâğıt, baskı ve grafik kalite ile bizzat boğuşmak zorundayım, çünkü hiçbir maddi desteğe sahip değiliz. Ben de format değişikliği yapmak üzereyim ve çıkacak her sayıyı Nisan 2003’ten itibaren sana düzenli olarak göndereceğim. Dostlukla...”

İşte bu da yabancı bir profesyonelin beklenmedik görüşü. Yeni boyutuyla YAPI’nın kendisine daha ulaşmadığı anlaşılıyor. Dergi eline geçtiğinde, kendisi için herhalde güzel bir sürpriz olacak. Yabancı bir meslektaşın
YAPI dergisine duyduğu ilgi ve yakınlığı burada Sizlerle paylaşmak istedim.



Savaşın Ettiği
ABD’nin saldırısıyla başlayan savaş Irak topraklarında doludizgin sürüyor. Televizyonlar savaş bölgesinden yapılan naklen yayınlarla dehşet dolu, insanlık dışı sahneleri günün 24 saati boyunca ve de ağırlıkla ABD-İngiliz kaynaklarına dayalı olarak bir korku filmi gibi aktarıyorlar. İşin en kötü yanı insanlığın, dehşeti kanıksayacak hale gelmesi, duyarsızlaşması. Oysa savaş, sözümona dehşeti, terörü silmek uğruna yapılıyor. Gerçek amaç bu olmasa da söylenen bu... Süper gücün nerede son bulacağı bilinmeyen maceraları dünyayı allak bullak etmeyi sürdürüyor.

Geçen sayıdaki yazımda savaşın getirebileceği, önceden kestirilebilen ve kestirilemeyen zararlara değinmiştim. Burada, beklenmedik zararların bir örneğini sunmak istiyorum.

Dünyanın bütün mimarlık okullarını kapsayan diploma projeleri yarışması “Archiprix-International” bu yıl Türkiye’de düzenleniyor. Projeler gelmeye başladı bile... Haziran ortasında İstanbul’da yer alacak bu etkinliği bir yandan da, uluslararası üne sahip mimar konferansçıların katılımıyla zenginleştirmek istiyoruz. Bu kapsamda İstanbul’a konuk olarak davet ettiğimiz önemli kişilerden biri de 2002 yılı Pritzker Ödülü sahibi Glenn Murcutt idi. Murcutt’ın yanıt olarak gönderdiği mektubunun ilgili bölümünü aşağıya aktarıyorum:
...“Dünya çıldırdı; olan bitene inanamıyorum ve Avustralyalılar olarak durumumuzdan utanç duyuyorum. Zamanların en kötüsünü yaşıyoruz. Irak’ta ve sizi de kapsayan çevre ülkelerde meydana gelen olaylardan dolayı çok kaygılıyım. Seyahat korkunç hale geldi. Havaalanına varıştan, uçağın kalkışından, seyahat dönüşüne kadar her şey sıkıntılı ve kaygı verici. Saniye saniye yaşamların yok oluşunu gördüğüme inanamıyorum ve savaş alanından epey uzakta olduğumuz halde, aklımız hep bununla meşgul.

Bugünlerde kendimi en az bir iki yıl için eğitime, konferanslar vermeye, jürilerde yer almaya, toplantılara ve yurtdışındaki benzer etkinliklere adadım. Bildiğin gibi, Türkiye’ye iki kez gelmiştim ve ülkenizi ve onu biçimlendirmiş olan kültürü çok seviyorum. “Gelibolu Yarımadası Barış Parkı” uluslararası yarışmasında jüriye başkanlık etmiş, o bölgenin yanısıra, Ankara, Safranbolu ve İstanbul’da hoşça vakit geçirmiştim. Güneye gitmeyi, kayalıkları, kayalara oyulmuş yapılarla, antik kalıntıları görmeyi çok isterim. Türkiye’de görmeyi hâlâ çok istediğim şeyler var.

Zamanımın çok sıkışık olması ve şimdi bölgenizde yer alan korkunç olaylar karşısında duyduğum tedirginlik dikkate alındığında, Avrupa’nın ya da Asya’nın herhangi bir yerine seyahati güvenli hissetmediğim için yeni bir taahhüdün altına girmek durumunda olmayışımı anlayışla karşılayacağını umuyorum. Açıkçası, dünya yeniden akıl sağlığına kavuştuğunda İstanbul’da sana katılmayı çok isterim.

Davetinden dolayı çok müteşekkirim Doğan. Umarım ki yakın bir gelecekte uluslar birbirlerine yeniden anlayış ve sağduyu gösterirler; böylece, işbirliği ve denge yeniden kurulur.

Senin ve eşinin iyi olduğunuzu umar, önümüzdeki çok güç dönem boyunca güvenlik içinde kalmanızı dilerim”.

İşte, savaşın ettiklerinden basit bir örnek... Belki de en basit olanı.


(1) D. Hasol; “İki Örnek İnsan, İki Usta Mimar”, YAPI 246, Mayıs 2002.

Yapı, 257

http://www.yapi.com.tr/haberler/olaylar-yorumlar-yaprak-dokumu_61052.html

Read Comment Section
İlk Yorumu Siz Yapın
Gönder

Yorumum onaylandığında e-posta ile bildir.

E-posta adresimle bültenlere abone olmak istiyorum

REKLAM VERİN

Haber gönderin Hemen haber gönderin

Sosyal Medyada Yapi.com.tr:

Abone Ol Yapı sektöründeki tüm gelişmelerden en önce siz haberdar olmak isterseniz e-bültenimize abone olun.
Bülten arşivine erişmek için tıklayın

REKLAM VERİN

Ajanda
TAMAMI » Bugünkü Etkinlikler BUGÜN:
Herhangi bir etkinlik mevcut değil!