Lütfen Tarayıcı Sürümünüzü Yükseltiniz.
 
BÖLÜM SPONSORU Egepen Egepen

Akdamar'daki Tarihi Restorasyon

Restorasyonu üstlenen "Kartalkaya" firması uzmanlarının yanı sıra çalışmalara "danışman" olarak katılanlardan Ermeni vatandaşımız Mimar Zakaryan Mildanoğlu , 26 Mart 2007 Pazartesi gecesi İstanbul'daki Feriköy Ermeni Kilisesi'nde bir sunum gerçekleştirdi.

Cumhuriyet Gazetesi/Oktay EKİNCİ
Akdamar'daki Tarihi Restorasyon

öre insanının Van Gölü'ne "Anadolu'nun denizi" demesi sadece büyüklüğünden değil... Bölgenin tarihsel derinliklerine tanıklık etmiş Akdamar Adası'ndaki kültürel miras da tıpkı binlerce yıl öncesinin Urartu uygarlığı gibi, bu coğrafyada "göl" sözcüğünü yetersiz kılıyor. Deniz seviyesinden 1900 m yükseklikte 700 m2 büyüklüğündeki adada yükselen bin yaşındaki Surp Haç Kilisesi ile ilerleyen çağlarda bu anıtın çevresinde inşa edilmiş diğer kutsal yapılar, Anadolu'daki Ermeni kültürünün önemli bir yerleşim merkezini de oluşturmuşlar.

Ne var ki kıyıda uzanan "sur"lar ile "antik saray" tümüyle yitirilmiş; yakın dönemlere ait manastır ve okul binaları da büyük oranda yok olduklarından, Surp Haç Kilisesi'yle bütünleşmiş tarihsel bir yaşamı, şimdi hayal etmemiz bile olanaksız.

İşte bu mirasın, başta kilise olmak üzere, yanındaki "Zakarios Şapeli", "Sarnıç" ve "Jamadun" yapıları ile biraz uzağındaki "İzdepanos Şapeli" kalıntılarının, 2005 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığı'nca başlatılan restorasyonu aylar önce tamamlanmıştı. "Müze" işleviyle açılışları ise nihayet "bugün" (29 Mart 2007) gerçekleşiyor.

Böylece yıllardır özlemini duyduğumuz önemli ve "anlam"lı bir kültürel hizmet de Türkiye aleyhine tarihsel çarpıtmaların yoğunlaştığı bir dönemde, gurur verici bir "insanlık" projemiz olarak yaşama geçiyor.

'En az müdahale'yle...
Mimar "Keşiş Manuel"e 915-921 yıllarında Ermeni Kral Gagik Ardzruni tarafından yaptırılan kilise, izi bile kalmayan "saray" için inşa edilmiş; 19. yüzyıl sonlarına kadar Ermeni Katolikliği'nin merkezi olmuş.

Restorasyonu üstlenen "Kartalkaya" firması uzmanlarının yanı sıra çalışmalara "danışman" olarak katılanlardan Ermeni vatandaşımız mimar Zakaryan Mildanoğlu , 26 Mart 2007 Pazartesi gecesi İstanbul'daki Feriköy Ermeni Kilisesi'nde bir sunum gerçekleştirdi. Patrik II. Mesrob 'la birlikte yaklaşık 400 katılımcıya 2 saat süresince "restorasyonun öyküsü"nü anlatan Mildanoğlu, öncelikle şunun altını çizdi: "Uygulama, tarihi yapıya en az müdahale ilkesiyle gerçekleştirildi. Özgün kısımları ve malzemeleri aynen korundu..."

Nitekim bu tercih sayesinde, Surp Haç Kilisesi ile diğer onarılan binalarda gözün gördüğü, elin dokunduğu hemen tüm yerler, "ilk yapıldıkları dönem"in mimarlık ve yapı tekniği tanıklığını sürdürüyorlar. Aynı tutumun özellikle cephelerdeki taş kabartma figürlerle, iç mekânlardaki boyalı bezeme ve resimlerde de uygulanması sonucunda, "meçhul sanatçılar"ın eserleri olası yanlış canlandırmalarla değil, bugüne gelebilen "gerçek örnekler"iyle yaşatılmış oluyor.

Mimar Mildanoğlu'yla birlikte yine Türkiye'den inşaat mühendisi Nazaret Binatlı, mimar Jan Gavrilof, Mimar Sasnuhi Muşluyan ve mimar Alin Pontioğlu'dan oluşan Ermeni danışmanlar grubunun yanı sıra Ermenistan'dan ve İtalya'dan da uzmanların katıldıkları restorasyon çalışmalarında diğer önemli bir karar da kesinlikle "çimento" ve "beton" kullanılmamış olması.

Bu konudaki yanlış bilgilenmeye dayalı eleştirilere üzüldüğünü belirten Mildanoğlu, örneğin bin yıllık taşocağını bularak eksilmiş ya da kırılmış taşlar için kullandıklarını belirtti. Kimyasal malzemelerin ise sadece binaları sarmalayan yabani bitkilerin temizlenmesinde ve "yumurta", "karpuz kabuğu", "domates" lekeleri ile özensiz ziyaretçilerce yakılan ateşlerden kalma "is"lerin çıkarılmasında kullanıldığını anlattı.

Bütün bu çalışmalara "gönüllü" olarak katılan Mildanoğlu'nun açıkladığı diğer uygulamalardan bazıları ise özetle şöyle:

Taş kiremitlerle örtülü çatı, yeniden aynı kurguda yapılamayacağı kaygısıyla "sökülmeden" onarıldı; kırılan taşların dışındaki tüm tarihsel malzeme aynı yerlerinde yeniden kullanıldı. Sıvalar ve duvar resimleri için yaklaşık 40 yerden alınan örnek İstanbul'daki konservasyon laboratuvarında "analiz" edilerek çıkan sonuçlara göre onarımları yapıldı.

İsdepenos Şapeli'nin eski durumu bilinmeyen, ama tamamlanması gereken yeni duvarlarında "Ahlat taşı" kullanılarak "farklılık" yaratıldı. Zakarios Şapeli ile kilise arasında biriken yağmur ve kar sularının temellere verdikleri zarar, drenaj yapılarak önlendi. Jamadun binasının toprak çatısı da "özgün" yapısıyla onarıldı. Özellikle kilisenin duvarlarındaki "kurşun delikleri" ise taş tozu ile doldurularak kapatıldı.

Gün ışığına çıkanlar
Restorasyon bu titizlikle sürdürülürken, bilimsel kazılarla da toprak altındaki 19. yüzyıla ait okul binası ile 2 katlı manastırın alt kat duvarları ortaya çıkarıldı. Yaya yolları, oturma bankları ve seyir teraslarını içeren çevre düzenlemesiyle, tarihi alan "gezilebilir" hale getirildi...

Zakaryan Mildanoğlu, konuşmasını bitirirken hemen tüm gelişmeleri yakından izleyen Hrant Dink'i de anarak sonucu şöyle tanımlıyordu; "Restorasyon başarılı oldu; geri dönülemez hatalar yapılmadı; basın hep destekleyici yayınla moral verdi; yüklenici firma da çok duyarlı davranarak, elinden geleni esirgemedi..."

İşte bu "heyecan" verici sonucu yaratanlar, gelecek kuşaklara "hepimiz" adına da eşsiz bir armağan sunmuş oldular.

http://www.yapi.com.tr/haberler/akdamardaki-tarihi-restorasyon_53056.html

Read Comment Section
İlk Yorumu Siz Yapın
Gönder

Yorumum onaylandığında e-posta ile bildir.

E-posta adresimle bültenlere abone olmak istiyorum

REKLAM VERİN

Haber gönderin Hemen haber gönderin

Sosyal Medyada Yapi.com.tr:

Abone Ol Yapı sektöründeki tüm gelişmelerden en önce siz haberdar olmak isterseniz e-bültenimize abone olun.
Bülten arşivine erişmek için tıklayın

REKLAM VERİN

Ajanda
TAMAMI » Bugünkü Etkinlikler BUGÜN:
Herhangi bir etkinlik mevcut değil!