Lütfen Tarayıcı Sürümünüzü Yükseltiniz.
 
BÖLÜM SPONSORU Egepen Egepen

Küçülen Kent Büyüyen Yoksulluk: Kentsel Dönüşüm Sürecinde Alt Gelir Grupları Adına Değişen Yaşamlar ve Görsel Belgeleme Süreçleri

22 - 27 Haziran tarihleri arasında gerçekleştirilen Documenterist İstanbul Belgesel Film Günleri'nin en ilgi çekici etkinliklerinden biri 'İstanbul: Değişimi Belgelemek' başlıklı paneldi. Panelde, "Küçülen Kent Büyüyen Yoksulluk: Kentsel Dönüşüm Sürecinde Alt Gelir Grupları Adına Değişen Yaşamlar ve Görsel Belgeleme Süreçleri" beşlıklı bir konuşma

yapi.com.tr
1 Küçülen Kent Büyüyen Yoksulluk: Kentsel Dönüşüm Sürecinde Alt Gelir Grupları Adına Değişen Yaşamlar ve Görsel Belgeleme Süreçleri

Foto: Sulukule'de bir yıkım / Neşe Ozan

23 Haziran Çarşamba günü Mimarlar Odası, Karaköy Binası Konferans Salonu'nda 'İstanbul: Değişimi Belgelemek' başlıklı bir panel gerçekleştirildi. Documenterist İstanbul Belgesel Film Günleri kapsamında düzenlenen panel kendisini kamoyuna, “1980'lerde dünyadaki neoliberal dönüşümle beraber İstanbul'a yüklenen finans ve hizmet kenti modeli hem mekansal hem toplumsal olarak birçok derin çelişkiyi de beraberinde getirmiştir. Neoliberal sermayenin kent toprağından rant elde ederek büyümeyi hedeflemesi, Türkiye’nin sınıfsal dinamikleriyle birleşince ortaya bugün içinde yaşadığımız kaotik megakondu çıkmıştır. Çok özneli ve çok yüklemli bu değişim son yıllarda geçirilen bazı kanunlar ile hukuksal altyapısı kuvvetlendirilerek hızlanma sürecine girmiştir. Nüfusu 16 milyona dayanmış, uç noktaları artık belli olmayan, neredeyse etrafındaki kentleri yutacak kadar azmanlaşmış bir metropolün bu baş döndürücü değişimini belgelemek, bu değişimin fotoğrafını çekmek bile neredeyse imkansızdır. Siz kadrajı kurup deklanşöre basana kadar görüntü değişmiştir bile. Bu panelde İstanbul'un yaşadığı değişimi ve bu değişimi yakalama çabalarını konuşacağız” diyerek tanıtmıştı.

Kentsel dönüşüm ve sermayenin gündelik yaşama çoklu müdahalesinin farklı yönleri ile ele alındığı panelde, tüm konuşmacıların ortaklaştığı en belirgin nokta, kentsel dönüşüm uygulamalarının dünyanın sayılı metropol şehirlerinden biri olan İstanbul’da, katılımcılığın yok sayıldığı, kent sakinlerinin gündelik yaşamlarına ve geçmişten günümüze getirdikleri gerek konut- gerek mimari- gerekse yaşam alanlarının yerleşik alanda konumlandırılması bakımından sermayenin gelişimi esaslı gerçekleştiği oldu. Bunun sonucunda ise 16 milyonluk şehri İstanbul’un sakinlerinin iradelerinin yok sayıldığı açığa çıktı.

Panelde, "Küçülen Kent Büyüyen Yoksulluk: Kentsel Dönüşüm Sürecinde Alt Gelir Grupları Adına Değişen Yaşamlar ve Görsel Belgeleme Süreçleri" beşlıklı bir konuşma yapan Antropolog – Belgeselci Belgin Cengiz'e kulak veriyoruz.

Küçülen kent büyüyen yoksulluk: Kentsel dönüşüm sürecinde alt gelir grupları adına değişen yaşamlar ve görsel belgeleme süreçleri

Tarihin bize getirilerini, yazı ve sayılar ile yakalamak ne kadar mümkünse, aynı zamanda daha da bağımsız ve gerçekçi biçimde dönemin olanaklarının el verdiği görsel sunum araçları ile de takip etmek mümkündür. Binlerce yıl öncesine ait mağara resimleri ile günümüzde, o dönem insanlarının yaşama biçimlerini, toplumsal yapılarını, hiyerarşilerini, cinsiyetlerin yaşama katılım biçimlerini, dinsel inanışlarını, savaşlarını, tanrılarını ve daha pek çok şeyi çözmemiz olanaklıdır. Bu çizimler tarihsel olarak karşımıza çıkan pek çok ip uçlarının kurgusal ve öyküsel anlatıları olmaktadırlar.

Öte yandan Sümerler, Urartular, Antik Yunan, Mayalar, Roma ve Mısırlılar gibi bir döneme damgasını vuran uygarlıklar ve ilk devletli toplumlarda da, kentsel yaşam alanlarının taş yapılar, kaleler, sokaklar, tiyatro ve tartışma mekanları, alış veriş mekanları gibi sistematik kurumsallaşmış yerleşkeleri gösteren kalıntıları besleyen temel anlatıcılar, heykel ve taş üzerine işlenmiş resim ve sembollerdir. Bunlar aracılığı ile o mekanlardaki insanların gündelik yaşamlarını nasıl sürdürdüklerini görsel olarak kavrar, tarihin gelişim süreçleri içinde, insanlığın evrimini sosyal ve kültürel olarak izleme şansına sahip oluruz. Bu döneme ait eserlerde öne çıkan ise,  görünürde “özgür yurttaş” olarak kimliklendirilen toplulukların yaşamları ve kültürleridir. Köleci topluma denk düşen bu uygarlıkların bizlere bıraktığı tüm yapıtlar, efendilerin yaşamlarını ve/veya efendilerin gözünden onların hizmetkarı olan binlerce isimsiz, kimliksiz insanların yaşamlarını tasvir eder.

Peki o isimsizlerin tarihteki yerlerini yaşamlarını, kahramanlarını, tanrılarını, sosyal alışkanlıklarını anlamak ve yorumlamak tarihsel sunumlarda akla gelir mi? Genellikle gelmez, çünkü köleler ve öteki konumundaki göçerler, taşınır kültürel miras sahibi olmayan, olamayanlar, bizlerinde zihinlerinde o dönemden gelen sunulma biçimleri ile önemsizleşir ve yok sayılır. Mitolojik tanrıların kent yaşamındaki yerleri ve konumları Efes, Afrodisia, Nemrut Dağı gibi tarihsel mekanlarda bilinirken, kendisi de insan olan ötekilerin yaşamdaki yerleri “onlar devasa Mısır piramitlerini kuran kölelerdi” gibi efendi ifadeleri ile geçiştirilirler.

Ortaçağ bu konuda daha cazip durumlara imza atar. Resim sanatının gelişimine paralel, efendi kişilerin, efendilerin yaşama garantisi olan askerlerin ve efendilerin iktidarlarının garantisi olan ruhani önderlerin yaşamları geniş alanlarda tasvir edilerek gelecek kuşaklara aktarma gayreti hınca hınç sürerken, köylüler, hizmetkarlar  ve yerleşik yaşamayanların geçmişlerini geleceğe aktaracak görsel ve yazılı sunumlara rastlamak oldukça zordur.

Görsellik ve dönüşümü belgelemek

Teknolojinin gelişimine paralel görsellikte yeni dönemler başlamıştır. Önce fotoğraf ardından hareketli görüntüye olanak tanıyan film/video sektörü aracılığı ile efendinin dünyaya yaklaşımına eleştirel bakan kişiler, yaşamın kamufle edilen alanlarına girmeye ve buralardaki insan yaşamlarını belgelemeye başlamışlardır. Bu süreç yapılan her tür eserde yaşam alanlarının arka planda bilinçli bilinçsiz bir belge niteliğinde gelecek kuşaklara aktarımında kolaylaştırıcı olmuştur. Sinema sanatı ise var olanın doğrudan aktarımında aktif bir rol üstlenmiştir. 20. yüzyıl bu anlamı ile modern sanatı, yaşam biçimleri , hayat felsefesi ve tarih felsefesi gibi yaşam dünyasını bir bütün olarak kavrayan bir anlayış içinde analiz eder. (Mehmet öztürk,2008, Sinematografik Kentler, Sıegfried Kracauer’in Sinema Penceresi: günlük Hayatın Güzeeliklerinin Keşfi, Agora Yayınları)

Sinema artık  seçtiği mekanlarla tarihin gelişim sürecine somut belge niteliğinde materyal sunmaktadır. Sinemada gelişen akımlar arasında yer alan Paris’te Yeni Dalga ve İtalya'da Yeni Gerçekçilik yaşamı geçekliklerin estetik formülasyonu içinde ve olduğu gibi vermeye özen göstermiştir. Vittorio De Sica Bisiklet Hırsızları (1948), François Truffaut 400 Darbe (1959), Jean-Luc Godard Serseri Aşıklar (1960)  gibi sinema klasikleri içinde yer alan filmler özellikle film setlerinden sokağa ve yaşama inen 2. Dünya Savaşı sonrasının sanatsal ürünleridir. Bu akımlar aracılığı ile sinema kimi zaman belgesel tekniği ile mevcut süreci belgelemeye yönelik kamera ve öykü kullanımına yönelmiştir.

Sinema sanatı, sinemasal mekanlar ile kentsel mekanlar arasında bulanık bir ilişkiyi tarif edebilirken aynı zamanda bağımsız sinemacılar açısından doğrudan bağlantılı biçimde tanımlanarak gündelik yaşama yönelik anlatmak istediklerini, yaşamında geçtiği gerçek mekanlar içinde ve mekanların hayali yorumlanmasını minumuma indiren bir sorumlulukla gerçekleştirirler. Söz gelimi İran sinamasının önemli örneklerinden Abbas Kiarostami’nin 1997 yılında gerçekleştirdiği Kirazın Tadı isimli filmi, İranın batı kültüründe gizli kalmış dünyasını, Tahran'ın kenar mahallelerinden birinde arabasıyla dolaşarak para karşılığında kendisini öldürecek birini arayan orta yaşlı bir adamın gözünden anlatır. Tüm kent yaşamını, kadın erkek ilişkilerini, etnik çeşitliliği, savaşın etkilerini, sanayileşmeyi ve yoksullar ile zenginler arasındaki dünyayı görmemizi sağlayan bu film bir dönem İran’ını kalıcı olarak belgeleyen sinemasal sunumdur.

İstanbul'u belgelemek

İstanbul da sinema ve belgesel sinema tarihinde kentsel mekan olarak pek çok yapıma mekan sahipliği yapmaktadır. Yeşilçam döneminden günümüze filmlere mekan olarak seçilen pek çok semt, İstanbul insanının gündelik yaşamı, kentin gelişkinlik düzeyini, sınıfsal farklılıkların kent ortamına yansımalarını göstermekle kalmaz, aynı zamanda 30 yıl öncesinin İstanbul’u ile günümüzdeki kent arasındaki farklılıkları da görmemize yardımcı olur.

Bugün İstanbul, kentsel yaşam bakımından ciddi sorunlarla karşı karşıyadır. Bir yandan egemen yaklaşımın zorladığı kentsel dönüşüm programı ve bunun sonucundan öncelikle nasiplenen kentin ötekilerinin kitlesel çoğunluk olarak yaşadıkları semtlere aktif müdahalesi, öte yandan kentin mega kent düzeyinde spor alanı, köprüler, iş merkezleri, hukuk merkezleri, alış veriş ve tatil merkezleri gibi sınıflandırmalarla yeniden yapılandırılması gündemdedir.  Son 5 yıldır aktif takipçisi olduğumuz Sulukule, Kagıthane, Gülsuyu Gülensu vb. örnekler ve bunları takiben gelmekte olan Tarlabaşı, Kasımpaşa, Kuştepe gibi sıradaki örnekler zorunlu olarak yasalarla, insanların iradi katılımı olmaksızın kitlesel yer değiştirmelerine neden olmaktadır. Katılımcılık dışı anlayışlar gelir seviyesi yüksek “efendilerin” tasarrufunda olan bu dönüşüm süreci sessiz sakin biçimde, cılız kalan muhalefete rağmen ilerlemektedir.

Günümüzde fotoğrafçılar, belgesel sinemacılar ve kurmaca sinemacıların ise tarafsız biçimde kalarak yaptıkları kent merkezli işlere yön vermeleri,  sinemanın sanatının “ortak ve adsız yaşamı görüntüleme, sessiz gizli saklı olayları yakalama yetisine sahip olan” yegane araç olma özelliğini  işlevsizleştirmektedir. Günümüzde görsel sanatlarla ilgilenen herkesin tarihsel misyon olarak efendilerin yaşam kurgularında yer alan dayatmacı yeni dünya düzeni ve onun kentleşme politikalarını, olanaklara ulaşmada zayıf ve yoksun olan “yoksullar- ötekiler” safında yer alarak ve belgeleyerek kentin şuursuzca dönüşümüne karşı muhalif ve tarihsel görevlerini yerine getirmeleri gerekmektedir. Böylece zayıf da olsa  gelecek kuşaklara anlamlı gerçeklikleri aktarma şansı olacaktır.

http://www.yapi.com.tr/haberler/kuculen-kent-buyuyen-yoksulluk-kentsel-donusum-surecinde-alt-gelir-gruplari-adina-degisen-yasamlar-ve-gorsel-belgeleme-surecleri_80993.html

Read Comment Section
1 Yorum Yorum Yaz
  • Ancak ve ancak bu dediğin bu iktidar döneminde olur.Bunu anlayabildin mi?Anladın ki paylaşıyosun. YANITLA
1 yorumdan 1 tanesi gösteriliyor. 
Yorumunuzu ekleyin
Gönder

Yorumum onaylandığında e-posta ile bildir.

E-posta adresimle bültenlere abone olmak istiyorum

REKLAM VERİN

Haber gönderin Hemen haber gönderin

Sosyal Medyada Yapi.com.tr:

Abone Ol Yapı sektöründeki tüm gelişmelerden en önce siz haberdar olmak isterseniz e-bültenimize abone olun.
Bülten arşivine erişmek için tıklayın
Haftanın ürünü Newlux PC Modüler Paneller

REKLAM VERİN

Ajanda
TAMAMI » Bugünkü Etkinlikler BUGÜN:
Herhangi bir etkinlik mevcut değil!