Lütfen Tarayıcı Sürümünüzü Yükseltiniz.
 
BÖLÜM SPONSORU Egepen Egepen

Langa Kenti Yenileyebilir mi?

Bugün kentte yaşadığımız çelişkilerin aşılması için Langa bir fırsat sunuyor. Çünkü Marmaray projesi her açıdan, kültür mirasının korunması problematiği, ulaşım, yerleşim alanlarının iyileştirilmesi, kentli hakları ve katılım açısından kentte yaşanan problemlere bir örnek oluşturuyor. Türkiye’de ilk defa, bu tür bir proje yönetim deneyimi

Radikal İKİ
1 Langa Kenti Yenileyebilir mi?

Theodosius Limanı’nın kalıntılarının bulunduğu Yenikapı Langa’da Marmaray Projesi’nin ana transfer noktası inşa edilecek. Langa (Vlanga) Rumca “dışarısı” anlamına geliyor. Lykos deresinin dolan ağzı surların dışında kaldığı için böyle adlandırılmış. Yenikapı Langa’da bulunan gemi kalıntıları bugüne kadar dünyada bulunan en büyük Roma limanına ait. İstanbul 4. yüzyılda Roma’nın başkenti olduğunda Afrika’dan kente buradan hububat taşınmaya başlanmış. Marmaray kazılarında bugüne kadar tam 33 gemi kalıntısı ortaya çıkarıldı. Bu sayının daha da artması bekleniyor.

Olağan durumlarda kazılarda binalar, taşlar ve keramik malzemeler öne çıkar. Burada ilginç olan, gemilerin içine gömüldüğü dere milinin organik malzemeleri, yani ahşabı, kemiği, tekstili, deriyi korumuş olması. Bu açıdan buluntular önemli, kentin gündelik hayatı, Akdeniz kentleriyle olan ilişkisi, tahıl ithalatı, ticaret tarihi, gemicilik teknolojisi, beslenme alışkanlıkları, kentin sosyal örgütlenmesi, kullanılan eşyalar hakkında önemli bilgiler veriyor. Limanın çevresinde ambarlar, evler, fırınlar, saraylar, kiliseler inşa edilmiş. 9. yüzyıldan sonra önemini yitirince Lykos deresinin getirdiği alüvyonlarla dolmuş, tarım alanı haline gelmiş. Burada yetişen hıyarlar çok iri olduğu için semtin adıyla anılmış. Şu Langa hıyarının İstanbul’a yaptığına bakın. Ana transfer merkezi için yapılan kazılarda liman kalıntılarının altından bir de neolitik yerleşim alanı çıktı.

Arkeolojinin nasıl bir yaratıcı ve öğretici iş olduğunu anlamak için Langa’ya bakmak yeterli. Hıyarlarıyla meşhur Langa’da muazzam Roma limanından sonra deniz seviyesinin 6-7 m. altında bir de geç neolitik (taşdevri) yerleşim alanının bulunması ve bunun işaret ettikleri benim bu algımı tamamen değiştirdi. Langa’nın altında MÖ 5000’li yıllara uzanan bir tatlısu tabakası bulunmuş. Burada bir tatlısu tabakası olduğunu nasıl anlıyorsunuz diye soruyorum, arkeologlara güvenmediğimden değil, hayal görmediğimden emin olmak için. Bunun bir yöntemi varmış. Bir tür biyo-arkeoloji gibi bir alandan söz ediliyor. Bu tabaka içinde yaşayan canlıların türünden bu rahatlıkla anlaşılıyormuş. Burada jeologlar, biyologlar, veterinerler, hatta mimarlar birlikte çalışıyor. Langa kazıları İstanbul için, İstanbul halkı için asıl zenginleşmenin nerede olabileceğini göstermiyor mu?

Marmara ve Karadeniz gölken

Kazılar sırasında bulunan tatlısu tabakası, o yıllarda Marmara ve Karadeniz’in (Hazar’la birleşik) bir göl olduğunu gösteriyor. Bu kalıntılar Marmara’nın göl olduğu, İstanbul ve Çanakkale boğazlarının henüz açılmadığı tarihlere işaret ediyor. Burada 8500 yıl öncesine uzanan mezarlar, kürek, mızrak gibi eşyalar çıktı. Muhtemelen o tarihlerde İstanbul sakinleri bir göl kenarında yaşıyordu. Marmaray projesi nedeniyle burada çalışan, kazı alanının yaklaşık beş metre ilerisinde her gün dükkanını açan esnaf, burada yaşayan halk henüz bunu bilmiyor ama bir de geleceği düşünün. Şimdi Langa’nın yarattığı fırsatlara bir bakalım: Doğal olarak arkeoloji ile ulaşım programı arasında bir çelişki yaşanıyor. Arkeolojik kazıların uzun sürmesi ve zamanlamanın önceden kestirilememesi bir sorun gibi görülebilir. Ancak kazılar gayet başarılı bir şekilde yönetiliyor ve yapılması gerekenler yapılıyor. Dolayısıyla bu projenin yönetimi İstanbul için önemli bir kent deneyimi oluşturuyor. İkinci önemli konu da, seçici kültür mirası kavramı ile ortaya çıkan arkeolojik kalıntıların küresel ilgiye açılması meselesi. İstanbul’un geçmişi hâlâ kentin 20. yüzyılın devletçi ideolojisi tarafından bastırılmış durumda. Bu nedenle “İstanbul’un Fethi” gibi ideolojik temalar siyasal açıdan öne çıkıyor. Bu aynı zamanda kent halkıyla yaratıcı bir ilişki kurulmasını engelliyor. İdeoloji, bir taraftan halkla ilişki kuruyormuş gibi gözükürken, iletişimi de sıfır noktasına indirgiyor, kentin enerjisini boşaltıyor. Ancak bu gerilim de İstanbul halkının lehine. Böylece ideoloji ile kentsel deneyim arasındaki çelişkiler dönüşümün nerede ve nasıl olacağını gösteriyor. Nihayet üçüncü sorun da, Marmaray sonrası bölgenin yaşayacağı değişimin, burada yaşayan halkın üzerindeki etkilerinin tartışılması ve katılımcı bir projenin gerçekleştirilmesi. Bugünkü kentsel dönüşüm modeli, mekâna müdahaleyi yalnızca fiziksel bir konu olarak ele alıyor. Bölgede yaşayan insanların, küçük esnafın yerlerinden olmaları söz konusu. Oysa projenin başarısı burada yaşayan halkın katılımı, kentin enerjisinin kullanım biçimiyle ilişkili. Dolayısıyla bu projeyi 20. yüzyıldan kalan imar planı yapma modeliyle yönetmek mümkün değil.

Langa’da kentin geleceği yazılıyor

Saskia Sassen “Sanatçı yerel ve sessiz olanı devreye sokar, böylece onu okunur kılar, ona mevcudiyet kazandırır” (1) diyor. Acaba Yenikapı’daki mimari projelendirme süreci böyle bir deneyime aracılık edebilir mi? Marmaray projesi, sonuçta teknolojik olarak bütün gelişmişliğine, yenilikçi görünümüne rağmen, yönetim biçimi olarak 20. yüzyılın kenti modernleştirme modelinin bir örneği (kalıntısı). Şu anda İstanbul’un en önemli sorunu, onun nasıl 21. yüzyıla, bugüne taşınacağı. Yenikapı Transfer Noktası Projesi, kurumsal bir işbirliği süreci başlatabilir. Bunun için projeyi entegre bir yönetim modeline taşıma ihtiyacı var. Böylece arkeolojiyle mimarlık birbirine rakip konular olarak değil, aynı yaratıcı programın içinde ilişkilenebilirler. Ama daha da önemlisi Marmaray sonrası, yani yaklaşık 10 Boğaz Köprüsü kadar yolcuyu iki yaka arasında taşıyacak ulaşım sistemi hayata geçerken, daha katılımcı bir yönetim deneyi yaşanabilir.

Bugün kentte yaşadığımız çelişkilerin aşılması için Langa bir fırsat sunuyor. Çünkü Marmaray projesi her açıdan, kültür mirasının korunması problematiği, ulaşım, yerleşim alanlarının iyileştirilmesi, kentli hakları ve katılım açısından kentte yaşanan problemlere bir örnek oluşturuyor. Türkiye’de ilk defa, bu tür bir proje yönetim deneyimi yaşanacak. Yalnızca dar bir perspektiften bakılarak yapılacak istasyon binaları, otoparklar veya müze binası ile yetinilmeyecek. Programın tümü yaratıcılığa açılacak. Bugün gerçekleştirilen tartışmalar ve yayınlarla birlikte, daha önce hazırlanan projeden vazgeçildi. Sormak istiyorum: Bugünlerde kentte bundan daha önemli bir gelişme oldu mu? Bu deneyim 20. yüzyıl kent yönetimi modelinin de yenilenmesine yol açabilir. Eğer 2010 kapsamında bu proje başarılırsa, İstanbul için yeni yönetim deneyleri için bir kapı aralanmış olacak.

1. Saskia Sassen, Küreselleşme ve Değişim Tedirginliği: Tasarım Nereye Gidiyor? Genişleyen Dünyada Sanat, Kent ve Siyaset, 9. Uluslararası İstanbul Bienali’nden Metinler. Sayfa 133, İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı, 2005

http://www.yapi.com.tr/haberler/langa-kenti-yenileyebilir-mi_67840.html

Read Comment Section
1 Yorum Yorum Yaz
  • iste size istanbul'u daha çok sevmek ve daha çok korumak için bir fırsat. bu şehir bir tane başka yok lütfen, lütfen biraz daha dikkatli ve seçici olalım. ve dikkatli olalım. bizlerin 5000 ya da 8500 yıl dayanacak eserlerimiz yok yapamadık o kadar dayanıklı kentler ... YANITLA
1 yorumdan 1 tanesi gösteriliyor. 
Yorumunuzu ekleyin
Gönder

Yorumum onaylandığında e-posta ile bildir.

E-posta adresimle bültenlere abone olmak istiyorum

REKLAM VERİN

Haber gönderin Hemen haber gönderin

Sosyal Medyada Yapi.com.tr:

Abone Ol Yapı sektöründeki tüm gelişmelerden en önce siz haberdar olmak isterseniz e-bültenimize abone olun.
Bülten arşivine erişmek için tıklayın

REKLAM VERİN

Ajanda
TAMAMI » Bugünkü Etkinlikler BUGÜN:
Herhangi bir etkinlik mevcut değil!