Lütfen Tarayıcı Sürümünüzü Yükseltiniz.
 

NTV Tarih'ten 'Cami' Dosyası

NTV Tarih dergisi, Temmuz sayısında uzman tarihçilerin kaleminden Hz. Muhammed döneminden 1980'ler Türkiye'sine camiler, Ayasofya meselesi, içi boşaltılan ibadethaneler, yok olan mescitler ve gecekondulaşan camiler üzerine 16 sayfalık özel bir dosya hazırladı.

yapi.com.tr
NTV Tarih'ten 'Cami' Dosyası

Taksim Meydanı'na cami tartışması külleniyor mu derken, geçtiğimiz günlerde açılışı Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından yapılan Ataşehir Mimar Sinan Camii ve yine Başbakan tarafından açıklanan Çamlıca Tepesi'ne bir 'anıt cami' yapma girişimi, yeniden 'cami' konusunu kentin en önemli tartışma başlıklarından biri haline getirdi. Buna kayıtsız kalmayan NTV Tarih dergisi, Temmuz sayısında uzman tarihçilerin kaleminden Hz. Muhammed döneminden 1980'ler Türkiye'sine camiler, Ayasofya meselesi, içi boşaltılan ibadethaneler, yok olan mescitler ve gecekondulaşan camiler üzerine 16 sayfalık özel bir dosya hazırladı. Söz konusu dosyadan Cumhuriyet döneminin 'cami' karnesini okuyucularımızla paylaşıyoruz.

***

Cumhuriyet, yıkım ve yapım

1. Dünya Savaşı, Kurtuluş Savaşı gibi büyük dönemeçlerin ardından İstanbul’un en büyük camii Ayasofya, 1934’te müze haline getirildi. Fenari İsa, Fethiye, Küçük Ayasofya gibi kiliseden dönme camilerin minareleri ek olduğu iddiası ile yıkıldı, Osmanlı öğeleri yokedildi.

1925’te tekke, zaviyelerin kapatılması ile cami sayısı artış gösterdi. Kapanan tekkelerin tevhidhaneleri, semahaneleri mahalle mescidi haline getirilirken çoğu da terkedildi. Yine bu dönemde mübadele ile nüfus yapısı değişen köylerdeki eski kiliseler cami olarak kullanılmaya başladı. Anadolu’da İslâm fetihlerinden bu yana kiliselerin cami olarak kullanıldığı en yoğun dönem yine Cumhuriyet’in ilk yılları oldu. Sonuçta kiliselerin de yaşamasını sağlayan bu uygulama ne yazık ki zamanla terkedildi ve 1960’lardan sonra yeni camiler inşa edilmeye başladı. Terkedilen yapılar ise zamanla harap ve yokoldular.

1935’te “cami ve mescitlerin tasnifi” adıyla bir kanun çıkarıldı. Boş, bakımsız birçok yapı ya yıkıcılara teslim edildi ya da ev, atölye, dükkan, depo, parti bürosu gibi farklı fonksiyonlarla kullanıldı. Bu kanunda tarihî değeri olan yapılar ayrılmış olmakla birlikte, maalesef uygulamada bu duruma dikkat edilmedi ve Türkiye’nin her yerinde çok sayıda cami bu sırada yokoldu.

Osmanlı döneminin sonuna doğru Batılılaşma çabalarını halka ulaştırmada bir mesaj olarak Avrupai mimarinin camilerde kullanılması gibi; Cumhuriyet de laiklik ilkesini, cami ve mescitlere mesafeli durarak, hatta birçok yerde fonksiyonunu değiştirerek göstermeye çalıştı.

1950’ler: Sonun başlangıcı

1950’lerden itibaren Türkiye’nin her yerinde yeniden camiler inşa edilmeye başladı. 1943-1955 arasında Vasfi Egeli tarafından inşa edilen Şişli Camii, aynı yıllarda Ankara’da inşa edilen Recai Akçay’ın Maltepe Camii gibi, Osmanlı mimarisini kaynak alan camiler yapıldı.

1960’lardan itibaren genellikle gecekondu mahallelerinde “gecekondu camiler” inşa edilmeye başladı. Bu döneme kadar camiler her zaman hükümdar, devlet adamları, asker ve ulema ya da tüccarlar tarafından inşa ettirilirdi; yaşaması için de bu yapılar vakıflar bağlanırdı. Ancak 1960’lardan itibaren semt halkı aralarında para toplayıp cami yapımlarını karşılamaya başladılar. Bakım ve onarım işi için de dernekler kuruldu. Helalar, ihtiyaçları karşılamak için paralı oldu. Bilhassa cuma namazları sırasında, hem yeni camiler inşa etmek için hem bunların bakım ve onarımları için para toplanır oldu. Vakıf sistemi çalıştırılamadığı için, bu camilere gelir getirmesi amacıyla altlarında dükkanlar, otoparklar, alışveriş merkezleri yapıldı. Bahçelerine semt yaşlılarının devam ettiği bir kahve konduruldu. Hemen her caminin yanına din adamları için lojmanlar, Kur’an öğretilecek kız ve erkek öğrenciler için kurs binaları; İslâmi geleneklere uygun düğünler yapılabilecek salonlar yapılmaya başladı. Aslında bugünkü camilerde de, geçmişin külliyeleri gibi birçok birim var. Ancak geçmişte inananlardan hiçbir şey talep edilmeyen bu müesseseler, artık her vakit, özellikle cumaları büyük yardımların toplandığı, hızla büyüyen ticari yapılar.

80’ler ve gecekondu cami

1980’lerden sonra birçok yerde yapılan camiler yıkılıp yeni ve daha büyükleri inşa edildikçe, cami yapımı ciddi bir sektör haline geldi. Sadece minare inşa ederek, cami inşaatlarında çalışarak yaşayan ustalar yetişmeye başladı. Camilere çini ve halı üreten, kalemişi yapan işyerleri ve kişiler çıktı. Azımsanmayacak bir insan grubu bu işten geçinmeye başladı. Diğer taraftan İslâm inancında bu tür bir vazife olmasa da adeta kilise örgütü gibi müftüler, imamlar, vaizler, müezzinler geniş kadrolar oluşturdu ve adeta bir din adamları hiyerarşisi ortaya çıktı.

Yeni yapılanmaların en büyük sorununu, çoğunun nereye inşa edildiğidir. Bir zamanlar helal para ve helal araziye çok dikkat edilirken, camilerin çoğu kaçak, gecekondu statüsünde inşa edildi. Kocaman kubbeleri ve dev minareleri ile bu kaçak yapıları belediyeler görmezden geldi. Kimse bir cami inşaatına karşı çıkmayı göze alamadı. Din adamları, bu camilerin İslâm inancı açısından sorunlarını dile getirmekten kaçındılar. Gündemin neredeyse her sorununa ilgi gösteren Diyanet İşleri Başkanlığı, kaçak camilerde namaz kılmanın uygun olup olmadığını hiç gündeme getiremedi. Örneğin “bir başka vakıf arazisinde kaçak yapılan camide namaz olur mu?” sorusu hiçbir zaman sorulamadı.

Özellikle 80’lerden sonra, büyük şehirlerin en prestijli semtlerinden en ücra köylere kadar memleketin her yerinde inşa edilen binlerce cami, müteahhitlerin, kalfaların bilgisi ve birikimiyle şekillendirildi. Çok azının bir projesi ve bir mimarı oldu. Osmanlı mimarisinin klasik çağının çok kötü taklidi olan camilerde, o ihtişamlı zamanların hayali yaşatılmaya çalışılıyor. Bu çirkin yapılarda, bir zamanlar sadece sultanlara özgü bir ayrıcalık olan ve devletin gücünü göstermek üzere yapılan birden fazla minare ve şerefe uygulaması, artık her semtin, köyün, mezranın hakkı! Ülkemizin kültürlü ve varlıklı ailelerinin yaptırdıkları camiler de, mimari ve işlev olarak geleneğin kötü kopyalarını oluşturdular. Adana, Ataşehir gibi en modern yerleşimlerde bile Edirne Selimiye Camii’nin karikatürleri karşımıza çıkıyor. Ayasofya ile başlayıp Şehzade, Süleymaniye, Selimiye gibi yapılarla güçlü bir imge kazanan Osmanlı mimarisi ne terkediliyor ne geliştiriliyor. Ruhu çalınan camilerimize bakarak geçmişin hayalini kuruyoruz. Ama yeni yapılan camilere baktıkça da, eskiye duyulan özlemin bile samimi olmadığı anlaşılıyor.

http://www.yapi.com.tr/haberler/ntv-tarihten-cami-dosyasi_101026.html

Read Comment Section
İlk Yorumu Siz Yapın
Gönder

Yorumum onaylandığında e-posta ile bildir.

E-posta adresimle bültenlere abone olmak istiyorum

REKLAM VERİN

Haber gönderin Hemen haber gönderin

Sosyal Medyada Yapi.com.tr:

Abone Ol Yapı sektöründeki tüm gelişmelerden en önce siz haberdar olmak isterseniz e-bültenimize abone olun.
Bülten arşivine erişmek için tıklayın

REKLAM VERİN

Ajanda
TAMAMI » Bugünkü Etkinlikler BUGÜN:
Herhangi bir etkinlik mevcut değil!