Lütfen Tarayıcı Sürümünüzü Yükseltiniz.
 

Türkiye İklim Değişikliğine Hazır mı?

Türkiye, Nisan ayında 195 ülkenin imzasını taşıyan Paris İklim Değişikliği Anlaşması’na imza atmıştı. Böylelikle iklim değişikliği için hukuki bağlayıcılığı olan koşulları kabul etmiş oldu. Peki, Türkiye iklim değişikliğine hazır mı? Paris Anlaşması’nda yer alan taahhütler şehirlerimize nasıl uygulanacak?

Türkiye İklim Değişikliğine Hazır mı?

İklim değişikliği çağın en büyük sorunlarından biri ve bu sorunun küresel niteliği etkili eylemleri gerekli kılıyor. Geçen yıl yapılan 21.BM İklim Değişikliği Taraflar Konferansı, 195 ülkenin imzasını taşıyan tarihi bir anlaşma ile sonu ermişti: Paris İklim Değişikliği Anlaşması. İklim değişikliği için ilk kez bu kadar hukuki bağlayıcılığı olan koşullar kabul edildi. Bu hukuki metin tüm katılımcılara sera gazı salınımlarını azaltması yönünde ortak taahhütlerini ve ısı artışlarının sınırlandırılması için ortaya koydukları hedefleri içeriyor. Söz konusu anlaşma, Kyoto Protokolüne sınırlı katılım ve 2009'da Kopenhag'da bir anlaşmaya varılamaması sonrasında, AB gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler nezdinde iddialı hedefleri destekleyen kapsamlı ortaklıklar sonucunda oluşturuldu. Türkiye’de Nisan 2016’da Paris Anlaşmasını imzalayarak, iklim değişikliği ile mücadelede önemli bir adım atmış oldu. Elbette, Türkiye’nin iklim değişikliği ile mücadele için anlaşma taahhütlerini yerine getirmesi büyük önem taşıyor.

Bugün dünya gelecek nesillere daha istikrarlı, sağlıklı bir gezegen, daha adil toplumlar ve ekonomiler bırakmak için bir çaba içerisinde. WRI Türkiye Sürdürülebilir Şehirler de bu anlamda birçok proje ve etkinliğe imza atıyor. WRI Türkiye Sürdürülebilir Şehirler’in sürdürülebilir ve yaşanabilir kentler yaratma hedefiyle her yıl düzenlediği Yaşanabilir Şehirler Sempozyumu’nda bu yıl Türkiye’nin Paris Anlaşması’nda yer alan taahhütlerin şehirlerimizde nasıl uygulanacağı masaya yatırıldı. Sakarya’nın Sapanca ilçesinde yapılan etkinliğe yerli ve yabancı uzmanlar, akademisyenler ve belediye başkanlarının yanı sıra bakanlıklardan da birçok yetkili katıldı.

Türkiye iklim değişikliğine hazır mı? Yerel yönetimler sürdürülebilir yaşam alanları için neler yapabilir? Üniversiteler bu işin neresinde? Kamu ve özel sektör neler yapabilir? Binalar ne kadar sürdürülebilir? gibi pek çok sorunun cevabı, Türkiye ve dünyada yapılan sürdürürebilir uygulama örnekleri, Yaşanabilir Şehirler Sempozyumu’nda geniş yer buldu.

“Yaşanabilir şehirler için üniversiteler görevini yapmalı”

Sakarya Üniversitesi Rektörü Prof Dr. Muzaffer Elmas, yaptığı açılış konuşmasında üniversitelerin basit bir yapıdan çıkarak, karmaşık bir yapıya büründüğünü söyledi. Yüzlerce parametrenin eğitim-öğretim içine girdiğini ifade den Prof Dr. Muzaffer Elmas, fazla işlerden kurtulmak ve işlerini sürdürülebilir bir hale getirmek için bir sistem geliştirdiklerini kaydetti. Elmas, geliştirdikleri sistemle ilgili şu bilgileri verdi: “Bir rektörün, bir öğretmenin, bir bölüm başkanının, bir öğrencinin yaptığı işlerde ne var ise sistem olarak otomatik hale getirmek bu sistemin özünü oluşturuyor. Dolayısıyla yaptığımız işlerin basit, uygulanabilir ve sonuç odaklı olması gerekiyor. Her şey insanların daha mutlu bir hayat sürmesi için. Bizim görevimiz bu kadar karmaşık bir üniversiteden, basit yönetilebilir bir üniversite çıkarmak, uygun insanlar yetiştirerek yaşanabilir şehirler konusunda karar vericilere destek olmak; dolayısıyla üniversite öğretimin bu yönde evrilmesi şart. Üniversiteler görevini yaptığı müddetçe bizler sürdürülebilir, yaşanabilir atmosferler oluşturabiliriz.”

SakaryaSakarya Üniversitesi Rektörü Prof Dr. Muzaffer Elmas

 “Paris Anlaşması dönüşüm için bir fırsat”

Sakarya Büyükşehir Belediye Başkanı Zeki Toçoğlu, yerel sorunların küresel sorunlardan ayrı işlemenin mümkün olmadığını dile getirdi. İklim değişikliğinin öncelikli bir konu olduğuna işaret eden Zeki Toçoğlu, Kyoto protokolünün etkisinin de sınırlı kaldığını vurguladı. Paris anlaşması ve iklim değişikliği ile ilgili yapılan diğer çalışmaların dönüşüm için fırsat olarak görülmesi gerektiğine dikkat çeken Toçoğlu, konuyla ilgili sözlerini şöyle sürdürdü: “Paris Anlaşması’nı, katılımlı şekilde hazırlanmış olması, süreçlerin daha şeffaf yürütülmesi ve bazı somut hedefler öngörmesi bakımından umut vaat ediyor. Söz konusu anlaşma bütün ülkelere sorumluluk yüklüyor. Bu sorumluluk, ortak fakat farklılaşmış sorumluluk anlayışı ile ülkelerin kendi kapasitelerine göre olacak. Türkiye’deki nüfusun yüzde 90’ı il ve ilçe merkezlerinde yaşıyor. Hızlı kentleşme olgusu ve sanayileşme baskısı, bu süreçte yerel yönetimleri zorlasa da ülkemiz, uluslararası taahhütleri karşılayabilir. Yükümlülüklerimizi yerine getirme konusunda samimi olmak ve süreçleri şeffaf bir şekilde yürütmek zorundayız.”

 SakaryaSakarya Büyükşehir Belediye Başkanı Zeki Toçoğlu

“Dünyanın gidişatı yerel yönetimlerin elinde”

4. Yaşanabilir Şehirler Sempozyumu kapsamında 4 oturum gerçekleşti.  Moderatörlüğünü WRI Türkiye Sürdürülebilir Şehirler Direktörü Arzu Tekir’in yaptığı “Küresel Taahhütlerden Yerel Uygulamalara” başlıklı oturumda, konuşmacılar çarpıcı açıklamalarda bulundu.  Oturumda ilk sözü alan Eko IQ Yerel Yönetimler Editörü Sibel Bülay, dünyanın gidişatının yerel yönetimlerin elinde olduğunun altını çizdi. Dünyanın gidişatını kontrol altına almak için işe kentlerden başlanması gerektiğine dikkat çeken Sibel Bülay, nasıl bir kent ve nasıl bir gelecek? Sorularına cevap aranması gerektiğinin üzerinde durdu. Eşitsizliği ve yoksulluğu ortadan kaldıran, doğayla uyum içinde sürdürülebilir ve kapsayıcı bir büyüme hedeflediklerini sözlerine ekleyen Bülay, şeffaf ve halkına hesap veren bir hükümet yapısının arzu edildiğini belirtti. Hiyerarşik hükümet yapısı yerine, işbirliği üzerine kurulu adem-i merkeziyetçi yönetim şeklinin şart olduğunun altı çizen Bülay; ayrılıkçılıktan uzak, kapsayıcı kent yönetimin olması gerektiğini söyledi. İş modellerinin sürdürülebilirlik üzerine kurulması gerektiğini dile getiren Bülay, kadının ekonomi ve siyasette aktif rol almasının önemine de değindi. Adil ve sürdürülebilir arazi dağılımına da dikkat çeken Bülay, mahalle sakinlerinin nasıl bir kentte yaşamak istediklerine karar vermesi, ülke çapında yeni bir farkındalık ve diyalog başlatılması gerektiğinin altını çizdi.

WRIWRI Türkiye Sürdürülebilir Şehirler Direktörü Arzu Tekir

 “Yetki karmaşası şehirlerin düzenini etkiliyor”

Oturumun diğer bir konuşmacısı olan Sakarya Büyükşehir Belediye Başkanı Zeki Toçoğlu, yerel belediyelerde hakim olan merkeziyetçi yönetim anlayışının sıkıntılarından bahsetti. Belediyelerde yetki karmaşasının olduğuna değinen Sakarya Büyükşehir Belediye Başkanı Zeki Toçoğlu, bunun da şehirlerin düzenini etkilediğini söyledi. Merkezi yönetime göre hareket ettiklerini ifade eden Toçoğlu, Türkiye’de bu şartlarda çalışan belediyeleri de kahraman olarak nitelendirdi. Kent planlarının ve uygulamalarının tek elden yapılmasının gerekliliğine değinen Toçoğlu, “Kent planları ilçe ilçe yapılmamalı. İmara açılmaması gereken yerler imara açılıyor ve buradaki yapılar denetlenmiyor. Bu sistem böyle devam ederse herhangi bir sonuç alınmaz “ dedi.

İnsanların mutlu olabileceği bir şehir yapısı üzerine çalıştıklarını ifade eden Toçoğlu, doğayı korumak için planlı ilerlediklerinin altını çizdi. Sanayi ile işbirliği içinde olduklarını söyleyen Toçoğlu, şehir merkezinin rahat kullanımından yana olduklarını belirtti. Sakarya’nın birinci derece deprem kuşağında yer aldığını kaydeden Toçoğlu, buna göre imar planları yaptıklarını vurguladı. Her şehrin kendi has özellikleri olduğunu ve Sakarya’nın gerçeklerine göre çalıştıklarını sözlerine ekleyen Toçoğlu, alternatif su kaynakları ile ilgili projeler gerçekleştirdiklerini söyledi.

Kocaeli, Sakarya, Düzce, Bolu ve Yalova illerini kapsayan Doğu Marmara Kalkınma Ajansı’nın Genel Sekreteri Mustafa Ayhan ise, konuşmasında şu konulara değindi: “Türkiye sanayisinin büyük bir bölümü bizim bölgemizde gerçekleşiyor. Kentsel oluşumun ve turizm faaliyetlerinin olduğu, bir cazibe bölgesiyiz. Büyüyen ve sanayi yatırımları olan bölgemiz, Türkiye ihracatının yüzde 16’sını tek başına karşılıyor. Yerel politika geliştirme noktasında değiliz. Bölgemizde gelişmelerin planlı olmasını istiyoruz. Ekonomik çaba ve sosyal kalkınma ile yaşanabilir bir bölge yaratabiliriz. Mekansal organizasyonları artırmak, afetler için önlem almak, kırsal ve kentsel alanların iyileştirilmesi, kültürel varlıkların korunması ve işletilmesi, sosyal sorumluluk bilincinin geliştirilmesi için çalışıyoruz.”

 Kamu ve özel sektör işbirliğine bir örnek: Porland

Marmara Üniversitesi'nden Prof. Dr. Semra Mazlum Cerit'in moderatörlüğünde gerçekleşen "Küresel İklim Hedeflerine Ulaşmak & İklim Değişikliği Eylem Planları" başlıklı oturumda konuşan WRI Birleşik Devletler Direktörü ve Portland Oregon Eski Belediye Başkanı Sam Adams, ABD'nin Oregon eyaletinin en büyük kenti olan Portland'a yakaladıkları başarının kamu ve özel sektörün ortak çalışmasının bir sonucu olduğunun altını çizdi. Sadece konut konusunu ele almadıklarının altını çizen Sam Adams, “Özel sektör olmasaydı, 3 katlı güzel evler yapamazdık. Porland’ta nüfus patlamasına da tanık olduk. Finansmanı sağlamak için kent konseyi ile çalıştık. Mülk vergisinin artırılması ile kaynak sağlandı. Kamunun büyük desteğini de gördük. Sadece ilçelere değil, şehrin tümüne hitap ettik. Bir yerden bir yere araba ile gidilemeyeceğini gösterdik. Bisiklet kullanımını ve yürümeyi teşvik ettik” dedi. Portland’da trafik sıkışıklığı gibi birçok sorunla yüz yüze geldiklerini ifade eden Adams, yol inşa etmenin trafiği azalmadığını ve federal hükümetin otoban projelerini durdurduğunu söyledi. Kent çalışmalarını gönüllülük esasına dayalı olarak yaptıklarının altını çizen Adams, seslerini duyurmak için 6 yıl ciddi lobicilik faaliyeti sürdüklerini belirtti.

 “Türkiye iklim değişikliğinden çok etkilenecek”

Boğaziçi Üniversitesi’nden Prof. Dr. Levent Kurnaz ise, “Bireyler ve devletler olarak sıcaklık artışından çok etkileneceğiz. Bunun için kendimizi hazırlamalıyız. Kentleri planlarken otomobillere ya fosil yakıtlara bel bağlarsınız ülkenin de dünyanın da geleceğini ipotek altına alırsınız. Fosil yakıtları terk etmeyeceğiniz bir politika izlemeyecekseniz ülkenin ve dünyanın geleceğini tehlikeye atıyorsunuz demektir” şeklinde konuştu. İklim değişikliği mücadelesi hakkında yapılması gereken en acil eylemin kömürlü termik santrallerin yapılmasını engellemek olduğunu sözlerine ekleyen Levent Kurnaz, Türkiye’nin iklim değişikliğine hazır olmadığının altını çizdi. İklim değişikliğinden en çok etkilenecek ülkenin Türkiye olduğunu ifade eden Kurnaz, Türkiye’deki bakış açısının bir an önce değiştirilmesi ve insanların ölmemesi için bir şeyler yapılması gerektiğini söyledi. Türkiye’de iklim değişikliği ile ilgili devlet destekli çalışmaların yapılmadığına değinen Kurnaz, “Yüzde 30’lara yaklaşan bir yağış azalması var. Su kaynakları azalırken, suyu sorunu ne yapacağız? Petrol 30-40 yıl sonra bitecek. Şehirlerdeki taşıma araçlarını 30 sene sonra nasıl çalıştıracağız? Bu sorulara bugünden cevap bulmalıyız” dedi.

“Fosil yakıtları bir an önce terk etmeliyiz”

İstanbul Politika Merkezi İklim Koordinatörü Ümit Şahin de iklim değişikliği ile mücadele etmek için fosil yakıtların terk edilmesi gerektiğine dikkat çekti. Ümit Şahin, konuyla ilgili şunları aktardı: “Kentleri otomobillere, binaları da fosil yakıtlara kilitlerseniz, ülkenin ve dünyanın geleceğini de kilitlerseniz. Rezervlerin büyük bir bölümünü yerin altına bırakmalıyız. Özellikle kömür önce bırakılmalı. Fosil yakıtları terk etmeyeceğiniz bir politika izlerseniz Türkiye’yi ve dünyayı yok edersiniz. Yapılması gereken birinci şey, yeni kömür madenleri ve termik santrallerinin açılmaması. Türkiye’nin enerji kullanımında kömürün payı düşük, yüzde 30 gibi bir kullanım söz konusu. Kullanım fazla olmadığı için şanslıyız. Türkiye diğer ülkeler gibi kömüre bağımlı bir ülke değil. Asıl tehlikeyi planlanan kömür yakıtlı termik santralleri oluşturuyor. Şu an Türkiye’de 70 tane kömür yakıtlı termik santrali planlanıyor. Yenilebilir alternatif kaynaklar var” dedi.

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’ndan Çevre ve Şehircilik Uzmanı Ömer Öztürk de yaptığı konuşmada, iklim değişikliklerinin yüzde 100'ünün insan kaynaklı olduğunu ve şehirlerin enerji tüketiminin yüzde 75'ini oluşturduğunu söyleyerek, bunun için şimdiye kadar onlarca eylem gerçekleştirdiklerini ifade etti.

Üçüncü oturumda ise Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Mekansal Planlama Genel Müdürlüğü Şube Müdürü Dinçer Sezgin, İETT Hizmet İyileştirme Müdürü Büşra Bektaş, Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Kara Ulaşımı Şube Müdürü Övünç Yılmaz, Ulaştırma Bakanlığı AB Uzmanı Burcu Özcan ve WRI Türkiye Sürdürülebilir Şehirler Yol Güvenliği Projeleri Yöneticisi Tolga İmamoğlu, AB Türkiye Delegasyonu Ulaştırma Sektörü Yöneticisi Dr. Göktuğ Kara moderatörlüğünde "Tasarımla Daha Güvenli ve Erişilebilir Kentler" konusunda tecrübelerini ve yaptıkları çalışmaları dinleyicilerle paylaştılar.

“Kimliksiz tasarımlar en büyük sorun”

Dinçer Sezgin, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın kentsel tasarımla ilgili çalışmaları hakkında bilgi verdi. Dünyada planlamada önemli bir yer tutan kentsel tasarımın Türkiye’de önemsenmediğine işaret eden Sezgin, kimliksiz tasarımların en büyük sorun olduğunu kaydetti. Planlama sürecinde kentsel tasarımın yetersiz olduğuna değinen Sezgin, hukuki teknik altyapının da yeterli olmadığını söyledi. Bakanlık bünyesinde Kentsel Tasarım Dairesi Başkanlığı’nın kurulduğunu söyleyen Sezgin, mevzuatta da kentsel tasarıma yer verildiğini sözlerine ekledi. Sezgin, İstanbul Avrupa Yakası Yenişehir Projesinin ulaşım ve erişebilirlik açısından da değerlendirmesini yaptı.

Güvenli bisiklet yolları

WRI Türkiye Sürdürülebilir Şehirler Yol Güvenliği Projeleri Yöneticisi Tolga İmamoğlu ise, şehrin bütün insanların ihtiyaçlarını karşılayan bir küme olduğunu, bunun için erişebilirliğin buna göre sağlanması gerektiğini ifade etti. Şehirdeki ana arterlerin toplu taşımaya açılmasının önemine değinen Tolga İmamoğlu, bisiklet ve yaya yollarının yeniden tasarlanarak toplu bir proje olarak ele alınması gerektiğini söyledi. Bisikletin en önemli sürdürülebilir ulaşım aracı olduğunu belirten İmamoğlu, bisiklet yolunun mavi boyadan ibaret olmadığını ve altyapısının çok güvenli yapılması gerektiğini vurguladı.

Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Kara Ulaşımı Şube Müdürü Övünç Yılmaz, Kocaeli’nde toplu taşımacılıktaki dönüşüm ve erişebilirlik uygulamaları hakkında bilgi verdi. Türkiye’de bir toplu taşıma yasasının olmadığını, her belediyenin kendi çözümünü oluşturduğunu ifade eden Övünç Yılmaz, tek çatı altında yönetim ve modern toplu taşıma araçları için çalıştıklarını söyledi. Yapımı halen devam eden İzmit Kent Merkezi Tramvay Projesi’ni Haziran 2017’de hizmete alınmasını hedeflediklerini kaydetti. Kentte erişebilirlik uygulamalarının az olduğunu; ama mevcut uygulamaların kullanıcılarına çok fayda sağladığına değinen Yılmaz, “Akülü tekerlekli sandalyeler için şarj alanları mevcut. Son satın alınan araçlar da bisikletler için özel aparatlar bulunuyor. Kent genelinde hizmet veren araçlar engelliler için alçak erişimli. Yine engelliler için asansör ve yürüyen merdivenler yaptık” dedi. Kocaeli Bisiklet Ulaşım Sistemi (KOBİS) için bir ağ oluşturduklarını ve bu sistemin 38 bin kullanıcısı olduğunu sözlerine ekleyen Yılmaz, mevcuttaki 18 istasyonun proje sonunda 35 olacağını kaydetti.

İETT Hizmet İyileştirme Müdürü Büşra Bektaş da kurum bünyesinde Hizmet Kalitesi Yönetim Modeli’ni (HKÖM) geliştirdiklerini söyledi. Yılda 4 kez bütün ulaşım modlarını kullandıklarını, not aldıklarını ve iyileştirme planları yaptıklarını vurgulayan Bektaş, “2010 yılından bu yana denetimler yapıyoruz. Açık ve gizli denetimlerimiz var. Tüm hizmet noktaları denetleniyor. Süre, müşteri hizmetleri, konfor ve çevresel etkiler üzerine çalışıyoruz. Erişebilirlik konusunda ise; engelli erişimine uygun araçlar, akıllık ekranlar, erişilebilir duraklar, mobiett, personel eğitimleri ve görme engelliler için kart çalışmaları yapıyoruz. Güvenlik konusu da bizim için önemli. Araç içinde ve istasyonlarda kameralar var. Yakın zamanda da kabin projesini hayata geçireceğiz” dedi. Bektaş, engellilerin ulaşımı konusunda proaktif bir yaklaşımları olduğunu ve ileride bu çözümü duyuracaklarını sözlerine ekledi.

 Atıklardan merkezi ısıtma çözümü

Enerjinin 1/3’ünün binalara harcandığını ifade Danfos A/S Ürün Portfolyo Yönetim Kıdemli Direktörü Bjarne Schultz, bundan dolayı binaların doğru ve konforlu bir biçimde kullanılması gerektiğine işaret etti. Avrupa’da enerjinin yüzde 60’ının binalara harcandığına işaret eden Bjarne Schultz, sürdürülebilirliğin önemine dikkat çekti. Memleketi Danimarka ile ilgili örnekler veren Schultz,” Enerji verimliliğini artırdık. Karbon salımını yüzde 40 azalttık. Danimarka çok petrol tüketen ve enerjisini ithal eden bir ülkeydi. Enerji verimliliğine odaklanmak için çalıştık, 30 yıl içinde enerji verimliliğini iki katına çıkardık. Bunun farkındalığını yarattık, merkezi ısıtmayı önemsedik. Ülkenin yüzde 65’i merkezi ısıtmayı kullanıyor. Merkezi ısıtma ve soğutma ile enerji verimliliğini artırıyoruz” dedi. Yaklaşık 10 yıl önce Soma/Manisa’da başlattıkları proje hakkında da bilgi veren Schultz, şunları söyledi: “Soma Belediyesi enerji çözümü arıyordu. Proje, 2006 yılında başladı. Enerji tesislerinden çıkan atıklar kullanıldı. Amaç konforlu ısıtma değil, yakıt masrafını azaltmaktı. Bölgede hava kirliliğinin azaltılması hedeflendi. Proje kapsamında ısı transfer noktaları kurduk. Yakıt masrafını yüzde 50 oranında azalttı.”

 “Bütünsel tasarım önemli”

“Verimli Binalar: Kentler için Büyük Fırsat” başlığını Yapı Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Yasemin Keskin Enginöz moderatörlüğünde tartışan İzocam Teknik Pazarlama Müdürü Dr. Kemal Gani Bayraktar, WRI Bina verimliliği yöneticisi Eric Mackres, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Enerji Verimliliği Şube Müdürü Esra Tombak, Gaziantep Büyükşehir Belediyesi Yeşil Bina Uzmanı Seda Güleç ve ÇEDBİK Yönetim Kurulu Başkanı Selçuk Özdil; yeşil binaların avantajlarını ve yaygınlaştırılması için yapılan çalışmaları katılımcılara aktardı.

Selçuk Özdil, sürekli göç alan şehirler için sürdürülebilirliğin çok önemli olduğunu kaydederek, “Hep beraber aynı yolda yürümemiz lazım. Önce vizyona ihtiyacımız var. Vizyona bağlı politika geliştirilmeli. Tasarımcının kullandığı malzemenin etkileri karbon salınımı gibi konulara cevap verebilmeli. Tek tek binaların yeşil ya da verimli olması kentleri yeşil ya da verimli kılmaz. Binaların yapım aşamasından yıkım, hatta geri dönüşümüne kadar düşünülmeli. Bütünsel tasarım önemli. Bir de halka bu konuda eğitim verilmesi gerekiyor” dedi.

“Karbon salımına en çok neden olan binalardır”

İzocam Teknik Pazarlama Müdürü Dr. Kemal Gani Bayraktar, İstanbul’un kaotik büyümeye ve binalaşmaya örnek gösterilebilecek bir kent olduğunu belirtti. Türkiye’nin ciddi bir karbon tüketimi olduğunu söyleyen Kemal Gani Bayraktar, bunun da binalardan kaynaklandığını kaydetti. Ülkeler geliştikçe karbon salımının artığını ve bunu bir yerde tutmanın gerekliliğine değinen Bayraktar, “Gelişmeyle beraber yaşam biçimimiz değişiyor ve başka hacimlere ihtiyaç duyuyoruz. Nüfus artıyor, tasarım ve uygulamada ciddi bir insan kaynağı var. Karbon temelli bir enerji altyapısı söz konusu. 2050’de Türkiye nüfusunun yüzde 84’ünün şehirlerde olacağı öngörülüyor. Şehirler planlanırken enerji verimliliği ve çevre dostu alanlar yaratılmalı. Türkiye’de 9,4 milyon bina var. Her sene ortalama 750 bin yaşam alanı inşa ediliyor” dedi. Kentsel dönüşümde tek bir bina değil, geniş alanların ele alınarak yapılması gerektiğini aktaran Bayraktar, binaların en başta doğru tasarlanması gerektiğini belirtti. Türkiye’nin sıfıra yakın enerji tüketen binalara gitmesinin önemine değinen Bayraktar; yalıtım, yapı elemanları ve mekanik sistem ile ilgili yapılan iyileştirmelerle önlemlerinin alınması gerektiğinin altını çizdi.

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Enerji Verimliliği Şube Müdürü Esra Tombak da, “Avrupa 1970’den sonra enerji verimliliğine önem veriliyor ve bu alanda ciddi bir ilerleme kaydediliyor. Türkiye’de 1970’den sonra hazırlanan yönetmelikler var; ama ses getirmiyor. 5627 Sayılı Enerji Verimliliği Kanunu 2007 yılında yürürlüğe girdi, bu konuda en bilinen kanun bu. En çok konuşulan konu ise enerji kimlik belgesi, sistemde 450 bin kayıtlı enerji kimlik belgesi bulunuyor” diye konuştu. Binaların bütünleşik düşünceyle tasarlanması gerektiğine vurgu yapan Esra Tombak, binayı tasarlarken işletmenin sorunlarının da göz önünde buldurulmasının önemine değindi.

Gaziantep Ekolojik Bina örneği

Ekolojik bina projesindeki deneyimlerini paylaşan Gaziantep Büyükşehir Belediyesi Yeşil Bina Uzmanı Seda Güleç, Gaziantep Ekolojik Bina ile ilgili bilgi verdi. Binaya 2012 yılında başladıklarını ve yapımının bir yıl sürdüğünü ifade eden Seda Güleç, 2 bin 800 metrekarelik alan üzerine 320 metrekarelik bir kullanım alanı inşa ettiklerini söyledi. Gaziantep Ekolojik Bina’da her türlü faaliyet ve etkinliklere imza attıklarını ifade eden Güleç, bu tu ekolojik projeleri artırmak istediklerinin altını çizdi. Kompakt bir mimari ile binayı tasarladıklarını sözlerine ekleyen Güleç, “Projede yeşil çatı sistemi ve peyzaj alanı dikkat çekiyor. Doğal aydınlatmayı destekleyen bir mimari tasarımı tercih ettik. Bu yapılarda sızdırmazlık çok önemli, sızdırmazlık bantları ile sızdırmazlığın önüne geçildi. Projede 3’lü cam ve ısı yalıtımlı doğrama sistemi, fotovoltaik paneller uygulandı. Isı geri kazanımlı havalandırma cihazı ve Kanada kuyusu sistemini kullandık” dedi.

GaziantepGaziantep Ekolojik Bina

http://www.yapi.com.tr/haberler/turkiye-iklim-degisikligine-hazir-mi_151681.html

Read Comment Section
İlk Yorumu Siz Yapın
Gönder

Yorumum onaylandığında e-posta ile bildir.

E-posta adresimle bültenlere abone olmak istiyorum

REKLAM VERİN

Haber gönderin Hemen haber gönderin

Sosyal Medyada Yapi.com.tr:

Abone Ol Yapı sektöründeki tüm gelişmelerden en önce siz haberdar olmak isterseniz e-bültenimize abone olun.
Bülten arşivine erişmek için tıklayın
Haftanın ürünü Newlux PC Modüler Paneller

REKLAM VERİN

Ajanda
TAMAMI » Bugünkü Etkinlikler BUGÜN:
Herhangi bir etkinlik mevcut değil!