Melen Projesi 2006
İstanbul’da kentleşme ve artan nüfusu besleyen projeler 80’li ve 90’lı yıllarda devam eder. Türkiye’nin altyapısı için tesis oluşturma faaliyetleri 2000’li yıllara kadar uzanır. Sezai Türkeş ve Feyzi Akkaya’nın ölümünden sonra gerçekleşen bu projelerle STFA Grubu başarılarını devam ettirir. Uluslararası büyük ihalelerin ardından, yerel yatırımlara ve kente dönüş, STFA için mühendislikteki ilklerin devamını getirir. 2006-2011 yılları arasında süren Melen Projesi, İstanbul’da yaklaşık 3 milyon ek nüfusun içme suyu ihtiyacına uzun vadeli bir çözüm üretir. Proje, Karadeniz’e dökülen Büyük Melen Çayı suyunun Anadolu yakasından Avrupa yakasına deniz seviyesinin yaklaşık 135 metre altında iletilmesinden oluşur.
Ancak Melen Projesi, Boğaziçi’nin geçildiği tek proje değildir. 1985 yılında inşası başlayan Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’nün ardından, 1997 yılında gerçekleşen 735 kilovolt / 380 kilovoltluk enerji nakil hattı projesi de bu kategorinin bir örneğidir. Mühendislik ve bayındırlık tarihinin modern yöntemler ve yapılarla şekillenmeye başladığı dönemde inşa edilen yer altı, su altı, kara ve deniz üstü projeleri, kıtalararası bayındırlık faaliyetlerinde de esas olur.
İskenderun’da Şantiye Hayatı
1955 yılında İskenderun Liman Tesisleri projesi başlamadan hemen önce, üstlenilen işlerin hacmine paralel olarak eldeki teçhizat ve makine de çoğaltılır. Bu dönemde alınan ilk ekskavatörlerden biri bu projelerin ilerlemesine zemin hazırlarken, beklenmedik krizleri de beraberinde getirir. İskenderun Liman Tesisleri’nin yapımında ilk defa kullanılacak olan yeni teçhizat kış aylarında Bandırma’dan İskenderun’a sevk edilir. Fiorentini adlı ekskavatör, yol üzerinde demir bir köprüden geçerken bir yapım hatası nedeniyle ikiye ayrılır. Köprü üzerinde ekskavatör bir yana, tren ve lokomotif ise diğer yana devrilir. Bu maliyetli ve endişe verici aksaklığın ardından, malzemeler her şeye rağmen zamanında taşınır ve gereken şantiye kurulur.
Bu olay, Sezai Türkeş ve Feyzi Akkaya’nın müteahhitlik kariyerinde duydukları ne ilk ne de son beklenmedik haber olur. Km. 441’in yapımında da beklenmedik bir sorunla sarsılan ve yaratıcı bir çözümle meseleyi çözen iki mühendis, yine de köprüyü zamanında teslim eder. Bu durum, o tarihten sonra olası sorunlar karşısında kullanacakları yaratıcı ve ekonomik çözümlerin de habercisidir.
İskenderun’daki bir başka proje olan NATO Sarıseki Petrol Terminali inşaatında da elde olmayan nedenlerle zorlu bir süreç yaşanır. Kışın üç gün boyunca dinmek bilmeyen şiddetli bir fırtınaya maruz kalan makine ve ekipman denize karışır. Ancak, iki ay kadar kısa bir sürede, dalgıç ekiplerinin su altı taramalarının da yardımıyla, tüm ekipman denizden toplanır ve tekrar kullanılacak hale getirilir.
Her iki mühendisin şantiye hayatında oluşturdukları düzen, tüm bu problemlerin çözülmesinde önemli bir anahtardır. Feyzi Akkaya’nın bir çizimini yaptığı ‘hayali şantiye’, görünüşte gerçeğe ne kadar uzak dursa da imkanların yönetimi ve dönüştürülmesiyle ulaşılabilecek ideal bir çalışma alanıdır. Bu hayali şantiyede proje bazlı atölyeler, beton laboratuvarı, şantiye ofisi, sosyal binalar, spor tesisleri ve taş ocakları gibi farklı üniteler vardır. Bu şablonların ve notların amacı ise yaşanan aksaklıklardan edinilen deneyimleri kullanarak mühendislik tarihine hatasız çalışabilecek, uzun ömürlü reçeteler vermektir.
|