Lütfen Tarayıcı Sürümünüzü Yükseltiniz.
 

"Türkiye'de Meslek Hastalığı Tanısı Koymak Deveye 9 Hendek Atlatmak Gibi Birşey"

Dr. Ahmet Tellioğlu: Türkiye’de bin 500 - bin 750 civarında ölümlü iş kazası olduğunu düşünürseniz; bu da her yıl en az 2-3 bin çalışanın meslek hastalığı sonucu hayatını kaybettiği anlamına gelir. Bunları görünür kılamıyoruz; çünkü tanısı konulamıyor. Çünkü bu ülkede meslek hastalığı tanısı koymak, deveye 9 hendek atlatmak gibi bir şey.

"Türkiye'de Meslek Hastalığı Tanısı Koymak Deveye 9 Hendek Atlatmak Gibi Birşey"

Sosyal Sigortalar Kurumu (SGK), sigortalının çalıştığı veya yaptığı işin niteliğinden dolayı tekrarlanan bir sebeple veya işin yürütüm şartları yüzünden uğradığı geçici veya sürekli hastalık, bedensel veya ruhsal engellilik hallerini 'meslek hastalığı' olarak tanımlıyor. Yine SGK'ya göre sigortalının çalıştığı işten dolayı meslek hastalığına tutulduğunun tespit edilebilmesi için ise kurumca yetkilendirilen sağlık hizmet sunucuları tarafından usulüne uygun olarak düzenlenen sağlık kurulu raporu ve dayanağı tıbbî belgelerin incelenmesi sonucu Kurum Sağlık Kurulu tarafından tespit edilmesi gerekiyor.

Ancak Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik'in verdiği bilgiye göre sadece 'tehlikeli' ve 'çok tehlikeli' kategorilerinde yaklaşık 680 bin işyerinin olduğu Türkiye'de meslek hastalıklarıyla ilgili ciddi bir çalışmanın olduğunu söylemek zor. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi'ne göre 12 yılda en az 14 bin 455 işçi önlenebilir kazalar nedeniyle hayatını kaybederken; meslek hastalıkları ve neden oldukları kayıplar konusunda net bir bilgimiz yok. Öyle ki, hastalığına tanı bile konulmayan işçi sayısının azımsanmayacak kadar çok olduğu söylenebilir.

Elbette meslek hastalıklarının tespitinde ve gerekli müdahalenin yapılamamasında kamu otoritesinin konuya yaklaşımından işverenin-işçinin tutumuna kadar bir dizi etken belirleyici. Bu yıl 14-15 Kasım tarihlerinde İstanbul'da gerçekleştirilen 'İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Sempoyumu ve Sergisi' kapsamında düzenlenen 'İş Güvenliği Uzmanları ve İşyeri Hekimlerinin Çalışma Yaşamında Karşılaştığı Sorunlar ve Çözüm Önerileri' panelinde İstanbul Tabip Odası adına konuşan Dr. Ahmet Tellioğlu, "İşçi sağlığı, sadece bir işveren sorumluluğu değildir; bir işçi hakkıdır. Kamu otoritesinin bu hakkın korunması yönünde refleksleri olmalı" demişti. Bir kimya şirketinde işyeri hekimi olarak çalışırken sağlık durumlarında ciddi sıkıntılar saptadığı işçileri İstanbul Meslek Hastalıkları Hastanesi'ne sevk ettiği için işten çıkarılması üzerine açtığı dava geçtiğimiz günlerde sonuçlanan ve işe iadesi yönünde karar çıkan Dr. Tellioğlu ile işyeri hekimliğini ve karşılaştıkları sorunları konuştuk.

Tellioğlu, “…İşyeri hekiminden mesleki maruziyetleri ve meslek hastalıklarını gizlemesini istemek en hafifinden mali müşavirinizden vergi kaçırmanıza aracılık etmesini istemek gibi bir şey. Bir işveren, vergi kaçırmayı bir politika olarak benimseyebilir mi? Bunu politika olarak benimseyecek bir iş dünyası nereye kadar gidebilir?! Türkiye bunun asla düşünülemeyeceği bir noktaya gelmek zorunda…” diyor.

Dr.Dr. Ahmet Tellioğluİşçi sağlığı ve iş güvenliği kavramlarından ne anlıyoruz?

İş sağlığı ve güvenliği kuşkusuz birbirinden ayrılamaz. Ama iki farklı kavram. İş güvenliği, daha çok iş kazalarıyla ilgili taraf. İş güvenliği tarafında öncelikle iş güvenliği uzmanı arkadaşlarımız var. İş/işçi sağlığı ise öncelikle işin meslek hastalıkları tarafıyla ilgili. Bu tarafta öncelikle işyeri hekimleri var. Meslek hastalıkları derken de, işteki ve işyerindeki zararlılara maruziyetler sonucunda oluşan hastalıklardan bahsediyoruz. İş yeri hekimleri olarak biz, işin daha çok meslek hastalığı tarafındayız.

İş yeri hekimleri, ‘işçi sağlığı ve iş güvenliği’ hiyerarşisi içinde nerede duruyorlar? Mevzuat bu konuda ne diyor?

Mevzuata göre iş yeri hekimleri ve iş güvenliği uzmanları, mesleğini tırnak içinde bağımsız olarak yerine getiren danışmanlar konumundalar. Ama danışmanlık ve bağımsızlık, aslında birbiriyle çelişen şeyler. Bu nedenle ben, tırnak içinde bağımsızlık diyorum. Çünkü biri sizi danışman olarak tuttuğu zaman, tabiî ki öncelikle kendi çıkarlarıyla ilgili beklentileri oluyor; kendisine bu çerçevede hizmet etmenizi istiyor. Mevzuatımız da iş yeri hekimlerine 'bağımsız olun' diyor; ama bunu güvence altına alan kurallar içermiyor. Esasen mesleki bağımsızlık yoksa, meslek de yoktur.

İstanbul’da gerçekleştirilen ‘İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Yerel Sempozyumu’nda yaptığınız sunumda, işçi sağlığı konusunun aslında bir çeşit koruyucu hekimlik olduğundan ve sağlığın ticaretleştiği genel bir ortamda bunun da çok fazla mümkün olmadığından bahsetmiştiniz. Genel sağlık yaklaşımı, iş yeri hekimlerini, işçi sağılığını nasıl etkiliyor?

Sağlık, Türkiye’de kamusal sorumluluklardan büyük ölçüde arındırıldı ve salt bir iktisadi sektör haline getirildi. Salt iktisadi bir sektör haline gelince, iktisadın kendi iktisadi dinamikleri büyük ölçüde belirleyici oluyor. Sektör dünyanın her yerinde olduğu gibi Türkiye’de de tedavi edici hekimlik üzerinden yürüyor. Oysa koruyucu hekimlik dediğinizde, kişileri hastalık etkenlerinden koruduğunuz bir hekimlik türü tarif etmiş oluyorsunuz. Dolayısıyla ‘tedavi’ üzerinden yürüyen bir sektörde; koruyucu hekimlik, işin ticari yönüyle çelişiyor; koruyucu hekimlik uygulamaları ister istemez daha geri planda kalıyor. İşyeri hekimliği de bu durumdan olumsuz etkileniyor. Bunun en bilinen hali, hem işverenin hem de çalışanın sizi asıl olarak orada poliklinik hizmeti veren biri olarak görmesi. İşveren, “Benim hastalanan personelimin işyerinden ayrılıp, doktora gitmesine engel ol; burada ona gerekli tedaviyi düzenle ki iş gücü kaybım olmasın” diyor; işçi de, “Benim ilaçlarım var, lütfen burada yaz” şeklinde yaklaşıyor. Hâlbuki asıl yapmanız gereken iş, koruyucu hekimlik hizmetleri; olası meslek hastalıklarını önlemek için ileriye dönük faaliyetler. 


Konuşmanızda işçi sağlığı ve iş güvenliğinin sadece işveren sorumluluğunda olmadığını vurgulayarak, kamu otoritesinin sorumluluklarına da işaret etmiştiniz. Bu anlamda Türkiye’de kamunun sorumluluklarının farkında olduğunu, yerine getirdiğini söyleyebilir miyiz?

Ben kamunun bu yöndeki sorumluluğunu yerine getirmediğini, geçiştirdiğini düşünüyorum. Esasen kişinin sağlıklı yaşaması ve sağlıkla çalışması, kamunun sorumluluğudur ve kamu kurumları bunu temin etmek için gerekli düzenlemeleri, denetimleri, gözetimleri yapmalıdır. Türkiye’de bu anlamda ne gerekli kuralların olduğunu, ne de yeterince denetim yapıldığını düşünmüyorum. Yeni çıkarılan 6331 sayılı İş Sağlığı Güvenliği Yasası konuyu salt bir işveren yükümlülüğü, iş sözleşmesinden doğan borç mantığıyla ele alıyor. Halbuki işçi sağlığı ve iş güvenliğiyle ilgili bir düzenleme yapıyorsanız, konuyu ‘çalışanların dokunulmaz hakları’ çerçevesinde ele almalısınız. Konuya, “İşverenin, iş sağlığı güvenliği önlemlerini alma yükümlülüğü vardır” gibi Borçlar Kanunu ağzı ile değil; "Çalışanın sağlığının korunması, onun temel dokunulmaz hakkıdır" gibi evrensel bir perspektifle yaklaşmalısınız.

Burada kamunun tanımladığı ‘sorumluluk’ ne kadar doğru?

Mevcut 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nda da çalışanın sağlığı, sağlıklı çalışma hakkı, bir ‘dokunulmaz hak’ olarak tarif edilmiyor. İşverenin iş sözleşmesinden doğan sözleşme borcunu nasıl yerine getireceğine, bu borcu kendi temsilcileri ve danışmanları arasında nasıl dağıtacağına odaklanmış bir yasa. Daha önce iş sağlığı güvenliği kapsamında olmayan büyük bir çalışan kitlesini kapsama almasını olumlu bir adım olarak değerlendirebiliriz. Ama şunu da söylemeliyiz ki, bunu yaparken uygulayıcılar bilimsel standartların çok gerisinde kaldılar. Kapsamı genişlettiler, ama standartları aşağıya çektiler; Avrupa Komisyonu’nun ilgili direktifi yerine gelmiş oldu. Ne kadar yerine geldiği de ortada. Kaydedilen iş kazaları ile kaydedilemeyen meslek hastalıkları sayıları söylüyorlar ne olduğunu.

Bu anlattıklarınızın ışığında Türkiye’nin meslek hastalıkları konusunda geldiği konumu nasıl değerlendirebiliriz?

Türkiye meslek hastalıkları, mesleki sağlık konusunda genel olarak çok geride. Hem bilimsel anlamda, hem akademik olarak, hem de toplumsal, kültürel manada çok geride. Elbette ileri/geri rölatif bir şey; batılı gelişmiş ülkeleri baz alıyorsanız gerideyiz. Hatta Çin’e göre bile geride olduğumuzu söyleyebiliriz. Bu konuda özel olarak ilerlemek istiyorsa, kamu otoritesinin yapması gereken bazı temel şeyler var; bunlar yapılmıyor.

Nedir o temel şeyler?

Öncelikle, tıp fakülteleri müfredatında mesleki sağlık konusuna geniş yer vermek. Sonraki adım ise tüm eğitim hastanelerinde kürsüler kurarak, iş ve meslek hastalıkları uzmanlığını kurumsallaştırmak; bu hastaneleri, iş ve meslek hastalığı uzmanları yetiştirir hale getirmek. Üçüncü olarak, başta eğitim  hastaneleri olmak üzere tüm hastanelerde meslek hastalığı poliklinikleri kurmak. Bir diğer nokta da, meslek hastalığı tanısını SGK sultasından kurtarmak. Bu nokta çok önemli. Bakın, Türkiye’de hekim olarak her hastalığın tanısını koyabilirisiniz; ama meslek hastalığı tanısını koymanız SGK’nın iznine bağlıdır. Böyle bir şey olabilir mi? Bunun acilen kaldırılması lazım. İşin sigortacılık kısmı, tazminat boyutu ayrı konular; SGK oralarda olsun. Ama tanı koyma sürecine SGK karışmamalı.

Tabi iş yerlerinde mesleki sağlığı gözetlemekle birinci elden sorumlu hekimlere de kamusal güvence getirilmeli. Bu, 'hekimlerin herhangi bir çalışandan fazla iş güvencesi olsun' şeklinde anlaşılmasın; kendisiyle ilgili konularda herhangi bir çalışanın iş güvencesi ne kadarsa, hekimin güvencesi de o kadar olsun. Ama siz bir yerde meslek hastalığı teşhis ettiğiniz zaman, çoğu işveren bunu kendisine karşı bir hareket olarak algılayabiliyor. Bu tür durumlarda hekimin bu gözetimi, teşhis sürecini sürdürebilmesinin güvencesi olmalı.

TÜMÜNÜ GÖSTERSONRAKİ SAYFA HABERİN DEVAMI:   1  |   2
http://www.yapi.com.tr/haberler/turkiyede-meslek-hastaligi-tanisi-koymak-deveye-9-hendek-atlatmak-gibi-birsey_127022.html

Read Comment Section
İlk Yorumu Siz Yapın
Gönder

Yorumum onaylandığında e-posta ile bildir.

E-posta adresimle bültenlere abone olmak istiyorum

REKLAM VERİN

Haber gönderin Hemen haber gönderin

Sosyal Medyada Yapi.com.tr:

Abone Ol Yapı sektöründeki tüm gelişmelerden en önce siz haberdar olmak isterseniz e-bültenimize abone olun.
Bülten arşivine erişmek için tıklayın

REKLAM VERİN

Ajanda
TAMAMI » Bugünkü Etkinlikler BUGÜN:
Herhangi bir etkinlik mevcut değil!