Lütfen Tarayıcı Sürümünüzü Yükseltiniz.
 

Bugünün Türkiye'sini 2981 Sayılı İmar Islah Yasası Yarattı

Türkiye, oldukça yoğun bir yerel gündemle sandık başına gitmeye hazırlanıyor. Meslekte 53 yılı geride bırakan Hüseyin Kaptan ile nasıl kent planlaması yapamadığımızı ve İstanbul özelinde kentlerimizin geldiği noktayı konuştuk.

1 Bugünün Türkiye'sini 2981 Sayılı İmar Islah Yasası Yarattı

Türkiye, yaklaşık 9 hafta sonra yerel seçimler için sandık başına gitmeye hazırlanırken; seçilecek belediye başkanlarını oldukça yoğun bir yerel gündem bekliyor. Afet riskiyle soslanan kentsel dönüşümden konut hakkına, tarihi dokunun ve doğal çevrenin korunmasından iklim değişikliğine, ulaşımdan plansız yapılaşmaya kadar birbirinden zorlu birçok konu başlığından oluşan bu yerel gündemde; birçoğu iktidar partisi açısından bir önceki genel seçimlerin vitrinini oluşturan kentsel projeler de önemli bir yer tutuyor.

Bir dönem, büyük umutlarla kurulan ancak büyük tartışmaları da beraberinde getiren İstanbul Metropolitan Planlama ve Kentsel Tasarım Merkezi'nin (İMP) de başkanlığını yürüten, şu anda kurucuları arasında yer aldığı Atelye70 Planlama ve Tasarım Grubu'yla çalışmalarına devam eden Hüseyin Kaptan, bugünkü şehrin tohumlarının Turgut Özal döneminde çıkan 2981 sayılı İmar Islah Yasası'yla atıldığını söylüyor. 2981 sayılı İmar Islah Yasası ile 1960'lı ve 1970'li yıllarda yaşanan hazine arsalarının işgali ve hisseli ifraz olgusunun yasallaştırıldığını, tapu tahsis belgeleriyle herkesin hissedar olduğu bir kent ekonomisi yaratıldığını savunan Kaptan; "Bugünkü Türkiye’yi o yarattı" diyor.

GYODER’in gayrimenkul zirvesinde yaptığınız konuşmada, planlamanın iktisadi boyutuna vurgu yaparak; kalkınma planlarını takip eden, okuyan bir kuşak olduğunuzdan bahsetmiştiniz. ‘Kalkınma planları’, şehir planlama açısından neden önemliydi?

Sorunuza yarım asır geriye dönerek bakalım. 1962’de genç bir plancı olarak İller Bankası’nda çalışıyordum. 1960 askeri darbesi yapılmış, devletin organları yeniden örgütlenme sürecindeydi. Devletin daha önce de planlamaya dair bazı tavırları vardı, örneğin 1958 yılında İmar ve İskan Bakanlığı kurulmuştu. Kentsel gelişmelerden sorumlu Bakanlığın oluşumunda Mithat Yenen hocamızın öncülüğünde, İngiltere’ye, Fransa’ya, Amerika’ya gönderilen bazı ağabeylerimiz, yeni bir plancı kadrolarının oluşumunu haber veriyordu. 1960 yılında kurulan Devlet Planlama Teşkilatı’nın yönlendirmesinde sosyal ve ekonomik hedefleri ortaya koyan bölgesel kalkınma planları hazırlanıyordu. Özellikle de büyük metropoller yönünde işgücü göçü, nüfus yığılmalarının güçlü belirtileri vardı. Bölge planları, bölgesel kalkınma merkezlerini tanımlayarak, ülke genelinde dengeli bir kalkınma stratejisini destekliyordu. Bölgeyi oluşturan kentlerin nüfus- işgücü projeksiyonlarını yapıyor, kentlerin kimliğini tanımlıyordu.

Ülke genelinde, bölge planları ölçeğinde üretilen veriler alt ölçek fiziki planlara, Çevre Düzeni Planı, Nazım ve Uygulama İmar Planı gibi fiziki kararlara yansıtılıyordu. Bu süreç, 1960’lardan 1980’li yıllara kadar sürdü. 12 Eylül darbesi sonrası, Bakanlığın güdümünde İstanbul Belediye Başkanı Tırtıl Paşa’ nın kurduğu büro, bu coğrafya ancak 5 milyon nüfusu taşır kararını almıştı. İstanbul’un nüfusu 3 milyon dolayındaydı.  Devletin koyduğu bütün stratejiler ve hedefler altüst oldu. Bu dönemde kuramsal olarak olumlu yorumlanan süreç, aynı zamanda yaşanan gerçeklerle büyük çelişki içindeydi. Erozyon var gücüyle batı metropolleri yönünde devam ediyordu. Üretilen planlar, yaşam gerçeğinden bütünüyle soyutlanmıştı. Netice itibarı ile 5 yıllık kalkınma planlarının ön gördüğü kentleşme ilkeleri bağlamında etkinliği kalmadı.

Bu süreç, Turgut Özal’la bitti. Türkiye, doğrudan dünyayla rekabet eden bir yolu seçti. Onun mekanı, organizasyon alanı da batı metropolleri, özellikle İstanbul oldu. Şu an ihracatın yarısını İstanbul yapıyor; finans hareketlerinin yüzde 50’si burada gerçekleşiyor.


Bu sürecin kentleşmeye yansımaları nasıl oldu?

1980’ lere kadar yaşadığımız bu süreç, planların gerçek yaşamdan soyutlanması, mekanda dramatik gelişmelerin de nedeni oldu. Hem hazine arsalarının işgali, hem de hisseli ifraz olgusu, bir kanser gibi kent coğrafyasına yayıldı. Hisseli ifraz, 1960’lı ve 1970’li yıllarda adeta bankaya para yatırmak gibi bir şey oldu; çünkü metropolde bir arsan oluyordu ve o hiçbir zaman değer kaybetmiyordu. Fakat bu bölüntüler o hale geldi ki, yağ lekesi gibi vadilere, kıyılara, fay hatlarına kadar yayıldılar. 1984 senesi geldiği zaman hemen hemen metropolün yüzde 75’inde yasadışı mülkiyet bölünmeleri hakimdi; ama bu nüfusa pek yansımamıştı. Nüfus, olsa olsa 4 milyon civarındaydı. Özal döneminde çıkan 2981 sayılı İmar Islah Yasası ile hem belediyelere plan yapma özerkliği verildi, hem de bu tür bölüntülere yasallaşma hakkı tanındı. Kanun ayrıca 'çekim alanı' olarak tanımlanan bölüntüleri de iskana açıyordu. Ölçtük, baktık; zaten onlara verdiği inşaat emsalini doldurduğu zaman kentin nüfusu 15 milyonun üzerine çıkıyordu.

O zamandan belliydi yani kentin ufkunun nerelere uzanacağı?

Evet; o zaman binalar yoktu, ama altındaki mülkiyet bölüntüleri ortadaydı. Öyle bir örüntü ki, hiç bir ritim, kural yok; son derece organik, son derece tesadüfi… Genellikle birbirine çapraz ızgaralar gibi, ama parselden parsele sürekliliği olmayan... Bugün gördüğümüz şehrin annesi o; tohumları o zaman atıldı.

2981 sayılı İmar Islah Yasası, bütün Türkiye kentlerini lime lime etti; bugünkü Türkiye’yi o yarattı. Planlamanın temel kuralı olan nüfus projeksiyonu göz ardı edildi; planlamanın temel işlevleri, plan makro kararları, donatı standartları dikkate alınmadı. ‘Tapu tahsis belgesi’ diye bir şey çıktı. Ben o zaman Şişli’yi planlıyordum; sadece Şişli’de 40 bin tahsis belgesi verildi. 1985 - 86 yıllarında, arabaların arkasında tenekeler ve teneke kutularının içinde demir filizlerle dolaşıyordu insanlar. Onları dikiyorlardı bir yere, ardından da tahsis alıyorlardı. Bu, herkesin hissedar olduğu bir kent ekonomisi oluşturdu.

Ben İstanbul’a geldiğimde Zeytinburnu, surların dışında, çok romantik, tek katlı gecekondu binalarının oluşturduğu bir yerdi. Çimento ve deri fabrikalarında çalışan işçiler, kamu mülkü olan alanları işgal etmişlerdi. 2981 ile bunlara tapu ve imar izni verildi. Fakat zamanla o kadar değer kazandı ki bölge, mülk sahipleri kat karşılığı müteahhitlerle anlaştılar. İmar hakkı 4 – 5 kattı; ama 7 -8 katlı binalar ortaya çıktı, yola tecavüzler oldu. Binalar, neredeyse arkadan birbirine yapıştı; arka bahçeler tamamen ortadan kalktı. Bu nedenle deprem riski altındaki bu alanları bugün korku ile izliyoruz. Pilot bölge seçilmiş olmasına rağmen, aşırı yapı yoğunluğu nedeni ile 10 seneden beri bu bölge için üretilmiş olan dönüşüm projeleri uygulanamıyor.

TÜMÜNÜ GÖSTERSONRAKİ SAYFA HABERİN DEVAMI:   1  |   2  |   3  |   4
http://www.yapi.com.tr/haberler/bugunun-turkiyesini-2981-sayili-imar-islah-yasasi-yaratti_116417.html

Read Comment Section
1 Yorum Yorum Yaz
  • 2981 sayılı yasa belediyelere yapılan gecekondulara bağlı kalmadan imar planı yapma yetkisi vermektedir. Maalesef popülist hareketlerle belediyeler yapılan gecekondulara zarar vermeden bozuk yapılaşmayı esas alan imar planlarını onayladılar. O dönemde bu hareket gecekondu sahiplerinin ve belediyelerin yararına göründü. Ancak, zaman içerisinde bunun doğru olmadığı, keyfi yapılan gecekonduların bozuk kent dokusunu oluşturduğu yeni semtler inşa edilince ortaya çıktı. Bu nedenle yanlışlığın yasada değil yasayı gerektiği gibi uygulamayan belediyelerde aramak gerekir. YANITLA
1 yorumdan 1 tanesi gösteriliyor. 
Yorumunuzu ekleyin
Gönder

Yorumum onaylandığında e-posta ile bildir.

E-posta adresimle bültenlere abone olmak istiyorum

REKLAM VERİN

Haber gönderin Hemen haber gönderin

Sosyal Medyada Yapi.com.tr:

Abone Ol Yapı sektöründeki tüm gelişmelerden en önce siz haberdar olmak isterseniz e-bültenimize abone olun.
Bülten arşivine erişmek için tıklayın

REKLAM VERİN

Ajanda
TAMAMI » Bugünkü Etkinlikler BUGÜN:
Herhangi bir etkinlik mevcut değil!