Lütfen Tarayıcı Sürümünüzü Yükseltiniz.
 

İyi Eğitim Yapıları için Devlet İnsan Yetiştirmeyi İstemeli

Saint-Gobain Rigips Alçı Genel Müdürü Mehmet Tunaman, daha nitelikli eğitim yapıları için şartnamelerin mutlaka değişmesi gerektiğine; devletin bu konuda daha da bilinçlenerek, insan yetiştirmeyi istiyor olması gerektiğine dikkat çekiyor.

yapi.com.tr
İyi Eğitim Yapıları için Devlet İnsan Yetiştirmeyi İstemeli

Geçen yıl düzenlediği 'Akılcı Otel Çözümleri' konferansıyla otel projeleri tasarımında ve uygulamalarında karşılaşılan ihmaller ve çözüm yöntemlerini masaya yatıran Saint-Gobain Rigips, 29 Nisan'da gerçekleştirilen 'Akılcı Okul Çözümleri' buluşmasıyla da okul projelerinin tasarım ve uygulamalarında karşılaşılan sorunları ve çözüm önerilerini ele aldı. Yapı-Endüstri Merkezi'nde (YEM) yapılan konferansta, okul projelerinin tasarımı sırasında uzmanlık gerektiren detayların ihmal edilmesinin dünya genelinde ve Türkiye’de yol açtığı problemler masaya yatırılırken; ses yalıtımı, akustik düzenleme, iç hava kalitesi, darbe dayanımı ve pasif yangın güvenliği sistem çözümleri irdelendi.

yapi.com.tr'nin konuyla ilgili sorularını yanıtlayan Saint-Gobain Rigips Alçı Genel Müdürü Mehmet Tunaman, uluslararası bir kurum olan Saint-Gobain Rigips'in özellikle yapı fiziği üzerinde derin bir tecrübesi olduğuna vurgu yaparak; bu tecrübeyi Türkiye’ye de aktarmak istediklerini söylüyor. Türkiye'de inşa edilen binaların 30 yaşından sonra yenilenmesinin gerektiğini belirten ve "Bina yapmak için dünya kadar para harcıyoruz; artık bunlar doğru düzgün inşa edilsin" diyen Tunaman; daha nitelikli eğitim yapıları için de şartnamelerin mutlaka değişmesi, devletin bu konuda daha da bilinçlenerek insan yetiştirmeyi istiyor olması gerektiğine dikkat çekiyor.

Eğitim yapıları, özellikle kamuya ait olanlar, Türkiye'nin en sorunlu yapı gruplarından birini oluşturuyor. Birçoklarının, fiziki konfor koşulları bir yana, temel standartları bile karşılayabildiklerini söylemek zor. Doğal afetlerde en çok hasar gören yapılar arasında okullar öne çıkıyor örneğin. Eğitim yapılarımız neden bu kadar niteliksiz?

Aynı şeyi yabancı misafirlerimizle de tartıştık. “Gelişmiş ülkelerde kaliteye olan talebi artıran nedir, bunu nasıl başarıyorsunuz?” diye sorduğumuzda, öncelikle standartların çok güçlü olduğunu söylüyorlar; kontrol ve yaptırım mekanizmalarından bahsediyorlar. Artı okullarda iyi eğitim verildiğini ve toplum bilincinin artırıldığını anlatıyorlar. Elbette ekonomik refah da yardımcı oluyor; çünkü o arttıkça, insanlar daha fazla konfor talep ediyorlar. Milli Eğitim Bakanlığı inşaat şartnamelerinde okulun metrekare birim fiyatı 320 TL; üstelik bu rakam, indirimlerle 200’lere düşüyor. O fiyatlarla da bu iş yapılamıyor, birçok malzemeden tasarruf edilmeye çalışıyor. Bugün, Milli Eğitim Bakanlığı’nın okulları gerçekten en kötü yapılar. Özel üniversiteler biraz daha farklı; ama devlet tarafında böyle değil. Biz, daha kaliteli binalar için yaptığımız bu çalışmaları, ALÇIDER, Türkiye İMSAD gibi dernekler üzerinden kamuyu da kapsayacak şekilde yaygınlaştırmak istiyoruz. Bu anlamda Türkiye İMSAD’ın geçtiğimiz günlerde açıkladığı sürdürülebilirlik raporu örneğin, çok önemli bir çalışma. Çünkü sürdürülebilir yapılar, sürdürülebilir inşaat malzemeleri gerektiriyor. Bir yapının 100 yıl ayakta kalabilmesi için inşaat malzemesinin de ona göre üretilmesi ve seçilmesi gerek. Bu rapor için Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile işbirliği yapıldı; Enerji Bakanlığı ile de 'enerji verimliliği' üzerine bir rapor hazırlanması için görüşülüyor. Üreticiler olarak vazifemiz sadece halka karşı değil; kalitenin artması için devletle de işbirliği kurmalıyız. Okullar konusuna dönersek; mutlaka şartnameler değişmeli, devletin bilinci artmalı, devletin insan yetiştirmeyi istiyor olması lazım. Bizim müfredatımız, sınav sistemimiz bile her yıl değişiyor.

‘Akılcı Okul Çözümleri’ konferansı, 'otel'lerle başlayan çözüm toplantılarının ikincisi oldu. Saint-Gobain Rigips bu toplantılarla ne hedefliyor?

Evet; ‘Akılcı Okul Çözümleri’ konferansı, düzenlediğimiz ikinci toplantıydı. Özellikle mühendisleri, mimarları, yapı tasarımcılarını ve öğrencileri çağırdığımız bu toplantılarda, genel yapı standartlarımızda ve tecrübelerimizde de eksik olan bilinci biraz artırmaya yönelik konuları öne çıkarıyoruz. Bunu, bir sosyal sorumluluk olarak da görüyoruz. Biz uluslararası bir kurumuz ve özellikle yapı fiziği üzerine derin bir tecrübemiz var; bu tecrübeyi Türkiye’ye de aktarmak istiyoruz. Görüyorsunuz, İstanbul şu anda bir şantiyeye dönmüş durumda; 1970’li ve hatta 1980’li yıllarda yapılmış binaları yıkıp yeniden yapıyoruz. Bizim binalarımız, 30 yaşından sonra yenileniyor. Oysa Avrupa’nın büyük şehirlerine gittiğimiz zaman, 80 – 100 yaşında binalar görüyoruz. Türkiye’de yeni bina yapım pazarı yüzde 80-90’ları bulurken, yenileme pazarı diye bir şey yok. Belki de sadece yüzde 5’lerde; çünkü bizde yenilenecek bina yok. Oysa Avrupa’da bunun tam tersi; yenileme pazarı yüzde 90’lar seviyesinde. Binaları olduğu gibi tutup, sadece içini renove ediyorlar. Peki ne yapıyorlar? Konferansta bahsettiğimiz yangın güvenliği, akustik konfor gibi konuları ön plana çıkarıyorlar. Ülkemizde bina yapmak için dünya kadar para harcıyoruz; artık yapılan binalar doğru düzgün inşa edilsin. Bir binanın doğru yapılması da mimari tasarımından, projesinden başlıyor. Müdahale kapağını en başından tasarımınıza doğru oturtacaksınız ki, daha sonra başa dönüp ikinci bir iş yapmayın. Bütün bu detaylar, ülkemizde maalesef çok geri planda tutuluyor. Konferansta anlattığımız ve akılcı çözümler olarak tanımladığımız sistemler, insanlara konfor, güvenli bir yaşam alanı sağlayan özellikler.  

Özellikle okullar için fiziksel konfor ne anlama geliyor, neden önemli?

Okul tasarımlarında, sınıflarda, özellikle akustik konusunun son derece iyi çözülmesi lazım. Öğrencinin, hocasının ağzından çıkanı ve kendi sesini doğru duyuyor olması; bu çocukların doğru Türkçe konuşuyor, kendi öz lisanlarını daha iyi kullanabiliyor olmaları; kendilerini daha iyi ifade edebilmelerini sağlıyor. O zaman toplum olarak belki daha iyi anlaşabiliyor olacağız. Yangın güvenliği de ayrı bir mesele. Alçı ürünleri, yangın dayanımı yüksek ürünler olduğu için, özellikle kaçış koridorlarında kullanılmaları önemli. Bu toplantıları düzenlerken, kendimize bir pay çıkarmak, ürün satmak ya da şirketimizin reklamını yapmak gibi bir niyetimiz yok. Bunu, gerçekten sosyal bir görev olarak görüyoruz. Bunları okullarda da anlatıyoruz; Teknik Pazarlama Müdürümüz Kubilay Büyüklü, özellikle üniversitelerin mimarlık fakültelerinde bu konularda dersler veriyor.

Akustik, Türkiye'de 'yalıtım' konusunda en son akla gelen başlığı oluşturuyor. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Akustik, sadece iç mekanla ilgili bir şey değil; dışarıdaki gürültünün yalıtımını da kapsayan bir alan. Dolayısıyla bunun branşlaşması lazım; ama okullarımızda bile böyle bir branş yok. Arkasında matematik, fizik, yapı fiziği, hesap kitap var; yani okullarda ayrıca akustik mühendisleri yetiştirilebilir. Akustik mühendisliği, aydınlatma mühendisliği gibi Türkiye’de olmayan mühendisliklerden biri. Yangın konusunda şanslıyız, çünkü bir yönetmeliği var; ama onda bile her zaman doğrusu yapılmıyor. Öte taraftan 1999’dan bu yana depremi konuşuyoruz; ama bundan sonraki etkinlik konularımızdan biri de mutlaka deprem olacak. Çünkü iç bölmelendirme, tavan gibi ölü yükler, depremde binaların en büyük düşmanı. Statikçiler, “Binanın ana taşıyıcı sistemini tasarlarken, zaten bir güvenlik katsayısı koyuyoruz; bu ölü yükler zaten o hesabın içinde oluyor” diyorlar. Biz de diyoruz ki, o güvenlik katsayısı için bir kolonu 70 santim yapıyorsun; daha hafif bir bina olsa hem malzemeden hem de yerden tasarruf edeceksin. Bu anlamda alçı ürünler çok hafif; 1 metrekare alçı bölme duvar, tuğla vb alternatiflere göre 8 kat daha hafif. Ancak ofis vb her yerde sorunsuz kullanılan alçı bölme duvarlar, konutlara giremiyor; sadece banyolarda ya da koridorlarda asma tavan uygulamalarında kullanılabiliyor. Hatalı uygulamalardan kaynaklanan kötü tecrübelerin ve yanlış algıların da bunda payı var. Biz bu etkinliklerle doğru bilinen yanlışları anlatmaya devam edeceğiz. Buradaki temamızı Yapı Fuarı – Turkeybuild İstanbul Fuarı’na da taşıdık ve insanların orada dokunarak, görerek burada anlatılan konuları deneyimlemelerini sağladık.

2014, Türkiye için 'kırılganlık' uyarılarının yapıldığı bir yıl. Siz nasıl değerlendiriyorsunun genel tabloyu ve alçı sektörünün bu tablodaki yerini?

Türkiye, gelişen bir ekonomi olması ve bir takım zafiyetleri nedeniyle kırılgan bir ekonomi. Son 10 – 15 yılda mali sistemin daha disipline edilmesi ve dünya konjonktürünün de Türkiye lehine gelişmesiyle, Türkiye’yi gelişmekte olan önemli ülkeler arasına soktu. Bu önemli bir şanstı ve hala devam ediyor açıkçası. Bu şansı iyi değerlendirebilmek için öncelikle içimizdeki kargaşaya bir son vermemiz gerek; çünkü yatırımcı güveni çok önemli. Türkiye’de yabancı yatırımcı ne kadar artarsa, sağlayacağı koruma da o kadar artacak; çünkü kendi yatırımını korumak isteyen yabancı yatırımcı, ülkenin de daha fazla arkasında duruyor. Baktığınız zaman son 10 yılda gelişen ekonomimizde direkt yatırım almadık; gelen yabancılar fabrika kurmadılar. Sıcak parayla geldiler, faiz alıp çıktılar. Bunun değişmesi, yabancı sanayiyi Türkiye’ye yatırım yapmaya çekmemiz lazım. Kore, Brezilya bunu iyi başarıyor; yatırımlar için önemli kolaylıklar sağlıyorlar. Türkiye, bu yıl beklendiği kadar olmasa da büyümeye devam edecek. Benim beklentim, yüzde 2,5 – 3 civarında bir büyüme gerçekleşmesi. Seçim yılı olması, insanların kafasını karıştırıyor. Yine de sadece genç nüfusun demografik gelişimi ve kalitesiz konut stokunun yenilenmesi gerekliliği bile önümüzdeki 5 – 10 yıl için inşaat yapımı açısından bir sorun olmayacağının göstergesi.

Biliyorsunuz alçının iki ana segmenti var; biri alçı levhalar, diğeri de toz ürünler. Tuğla duvar üzerine yapılan alçı sıva pazarı, yüzde 80 penetrasyona kadar çıktı. Eskiden kara sıva çimento olarak yapılan sıvalar, bugün tamamen alçı ile yapılıyor. Levhalar konusunda ise söylediğim gibi konut uygulamaları dışında yüzde 100’lük bir kullanım olduğunu söyleyebiliriz; konutlarda yüzde 5 – 6 gibi çok düşük bir penetrasyon söz konusu. Ancak konut sektörü bizim için çok büyük bir pazar ve mutlaka bölme duvar olarak yer almak istiyoruz. Dernek olarak da bu konuda çalışmalar yapıyoruz. Konut pazarından, sadece bölme duvar olarak yüzde 10 pay alsa, bugün alçı levha üretimi ikiye katlanır.

http://www.yapi.com.tr/haberler/iyi-egitim-yapilari-icin-devlet-insan-yetistirmeyi-istemeli_120433.html

Read Comment Section
İlk Yorumu Siz Yapın
Gönder

Yorumum onaylandığında e-posta ile bildir.

E-posta adresimle bültenlere abone olmak istiyorum

REKLAM VERİN

Haber gönderin Hemen haber gönderin

Sosyal Medyada Yapi.com.tr:

Abone Ol Yapı sektöründeki tüm gelişmelerden en önce siz haberdar olmak isterseniz e-bültenimize abone olun.
Bülten arşivine erişmek için tıklayın

REKLAM VERİN

Ajanda
TAMAMI » Bugünkü Etkinlikler BUGÜN:
Herhangi bir etkinlik mevcut değil!